Ekonomik ve Mali Analiz

10 Ocak 2015 Cumartesi

Ekonomide Tahminler Niçin Tutmaz?

10:16 Posted by Hacker62 , , , , , , No comments
Türkiye ekonomisinin 2002 - 2014 arasındaki görünümünü iki tablo ile yorumsuz olarak ortaya koyalım.

2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
Enflasyon
29,8
18,4
9,3
7,7
9,6
8,4
10,1
Faiz
63,9
46,4
24,8
16,1
18,0
18,4
19,2
Büyüme
6,2
5,3
9,4
8,4
6,9
4,7
0,7
İşsizlik
10,8
11,0
10,8
10,6
10,2
10,3
11,0
Bütçe Dengesi/GSYH
-11,2
-8,8
-5,4
-1,5
-0,5
-1,6
-1,8
Cari Denge /GSYH
-0,3
-2,5
-3,7
-4,5
-6,0
-5,8
-5,4
2009
2010
2011
2012
2013
2014
Enflasyon
6,5
6,4
10,5
6,2
7,4
8,2
Gerçek
Faiz
11,7
8,5
8,7
6,4
10,1
8,0
Gerçek
Büyüme
-4,7
9,2
8,8
2,2
4,0
3,0
Tahmin
İşsizlik
14,0
11,9
9,8
9,2
10,0
10,5
Tahmin
Bütçe Dengesi/GSYH
-5,5
-3,6
-1,3
-2,2
-1,2
-1,0
Tahmin
Cari Denge/GSYH
-2,0
-6,2
-9,7
-6,1
-7,4
-5,6
Tahmin

2014 yılı için enflasyon ve faiz dışındaki göstergeler tahmindir. Buna göre 2002 ile 2014 arasında Türkiye ekonomisinin yıllar itibariyle durumu şöyle ortaya çıkıyor.

Yıllar
Ekonomik Durumun Özeti
Açıklama
2002
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 6,2) + Enflasyon (% 29,8)
2003
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 5,3) + Enflasyon (% 18,4)
2004
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 9,4) + Enflasyon (% 9,3)
2005
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 8,4) + Enflasyon (% 7,7)
2006
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 6,9) + Enflasyon (% 9,6)
2007
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 4,7) + Enflasyon (% 8,4)
2008
Stagflasyon  
Büyüme (% 0,7) + Enflasyon (% 10,1)
2009
Slumpflasyon
Küçülme % - 4,7) + Enflasyon (6,5)
2010
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 9,2) + Enflasyon (% 6,4)
2011
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 8,8) + Enflasyon (% 10,5)
2012
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 2,2) + Enflasyon (% 6,2)
2013
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 4,0) + Enflasyon (% 7,4)
2014
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 3,0) + Enflasyon (% 8,2)

Tanımlar:
Enflasyon: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artmasıdır.
Büyüme: GSYH’nın bir önceki döneme göre reel olarak artış oranıdır.
Stagflasyon: GSYH büyümesinin durmasına karşılık enflasyonun devam etmesi olgusudur. (2008 yılındaki yüzde 0,7’lik büyüme durgunluk olarak alınmıştır.)


Slumpflasyon: GSYH’nın küçülmesine karşılık enflasyon oluşması halidir.

Alıntır: Mahfi hoca

28 Kasım 2014 Cuma

Repo nedir

11:37 Posted by Hacker62 No comments
repo
Repo, 1980’li yılların sonlarına doğru özellikle yabancı bankaların öncülüğünde kullanılmaya başlanan ve kısa vadeli getiri sağlayan bir yatırım aracı olup geri alma taahhüdü ile yapılan satım işlemi şeklinde de özetlenebilir. Repo işlemine konu olan menkul kıymetler, hazine bonoları, banka bonoları, devlet tahvilleri ile Kamu Ortaklığı İdaresi ve TOKİ tarafından ihraç edilen borçlanma senetleridir.
Ellerinde bulunan birikimleri kısa vade de değerlendirmek isteyen yatırımcıların sık sık kullandıkları bir yatırım yöntemidir.
Repo yoluyla genellikle bankalar, yatırımcıya satacakları devlet tahvili ve hazine bonosu gibi sabit getirili bir menkul kıymeti önceden belirlenen bir fiyattan ve belirlenen bir tarihte geri almak üzere yatırımcıyla anlaşma yapmaktadır. Tabi bu alım satım arasında meydana gelen fark’ta, yatırımcıya gelir olarak yansımaktadır.

Yatırım Araçlarından: Repo Yatırımı

Ellerinde bulunan birikimi değerlendirmek için uzun vadeli bir yatırım düşünmeyen yatırımcılar, kısa vadeli faiz geliri elde etmek istediklerinde genel de başvurdukları yatırım aracı repo işlemidir. Yatırımcının baka ile yapmış olduğu anlaşma gereği, bankaların ellerinde bulunan hazine bonolarından, ileriki bir tarihle ve belirlenen bir fiyatla geri vermek üzere alır.
Aslında bu alışveriş karşılığında kural olarak banka, repo yaptığı menkul değeri teslim etmeli ve vadesi gelince anlaşma şartlarına uygun olarak geri almalıdır. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı sorunlardan dolayı yatırımcıya hazine bonosunun veya devlet tahvilinin teslimi yerine düzenlenen bir makbuz verilir ve müşteride repo vadesi dolduğunda bu makbuzu bankaya ibraz ederek parasını nakit olarak alır.

Repo Kazandırır Mı?

Repo, enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde iyi kazandıran bir yatırım aracıdır, zira enflasyon yüksek olunca faizlerde yüksek olur ve reponun gelir getiren kapısının anahtarı da bu faiz’dir. Ülkemizde genelde ticaretle uğraşan insanların ellerinde bulundurdukları nakitlerini 1 – 3 – 5 günlük repo işlemine tabi tutarak kısa vadeli gelir elde etme yoluna gitmektedirler.
Repo getirisinin hesabını da basitçe şöyle yapabiliriz:
Repo Getirisi = (Ana Para / 100) x (Basit Faiz / 365) x gün sayısı
Sonuç, vade sonunda elinize geçecek repo getirisini verecektir size.

Bir Yatırım Aracı Olarak: Likit Fonlar

11:34 Posted by Hacker62 No comments
likit fonlar
Ülkemizde, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından kendilerine fon kurma yetkisi verilen, özellikle banka gibi kurumlar, müşterilerden, yaptıkları bir sözleşme karşılığı ödünç para alırlar ve bu paraları fon adı verilen bir havuz da toplarlar. Havuzda toplanan bu paraların ne kadar vadeyle, hangi yatırım araçlarında değerlendirildiği konusu da fonun cinsini belirler.

Likit Fon Nedir?

A tipi fonlar olarak adlandırılan fonlar hisse senedi ağırlıklı fonlardır. B tipi likit fonlar olarak adlandırılan fonlar ise Likit Fonlardır.
Likit fon havuzunda toplanan bu paralar gecelik borç olarak hazineye verilir. Hazinede aldığı bu borcun karşılığında bankalara teminat olarak gecelik bono / tahvil verir. Kısacası Likit Fon, vadesine 180 günden az kalmış olan ve ortalama vade süreleri 45 günden fazla olmayan sermaye piyasası araçlarının oluşturduğu fonlardır.

Yatırım Olarak Likit Fonlar

Likit Fonlar da, mesai günlerinde 09.00-14.00 saatleri arasında, o günün belirlenen fiyatı üzerinden alım satım işlemi yapılır. Saat 14.00 ile bir sonraki günün fiyatının sisteme girildiği saat arasında ise o günkü fiyatlar üzerinden yalnızca geri satım işlemi yapılır. Ertesi günün fiyatının sisteme girildiği saat ile 24.00 arasında ise o günkü fiyatlar üzerinden fon geri satımı ve ertesi günün fiyatı üzerinden fon alım işlemi gerçekleştirilebilir.
Likit Fon, B tipi fonlardan olup, likiditesi en yüksek sermaye piyasası araçlarından oluşan ve yatırımcıya en güzel gelir getiren fon’dur.

Likit Fon Getirisi

Likit fon ne kadar kazandırır sorusuna gelecek olursak, Likit Fon’ların gelirlerini fonun portföyünde bulunan devlet tahvili ve hazine bonosu gibi sabit getirili menkul kıymetlerin faiz gelirleri ile hisse senedi kâr payları ve fon portföyü için yapılan alım-satım sonucu elde edilen kârlar oluşturmaktadır. Likit Fon portföyü içerisinde bulunan menkul kıymetlerin piyasa değerlerinin yükselmesi de likit fon portföy değerinin artarak fon fiyatının yükselmesini ve yatırımcısının para kazanmasını sağlar.
Likit Fon’lara yatırım yaparken, diğer yatırım araçlarında da olduğu gibi belirli bir risk aldığınızı unutmayın. Çünkü fon’un portföy’ün de bulunan menkul kıymetlerin değeri artabileceği gibi düşebileceği içinde anaparanızın tamamını tek bir fon’da değil farklı fonlar da değerlendirirseniz riski de bölmüş olursunuz.
Ancak şunu da unutmayın, kural olarak yüksek kazanç edebilme için yüksek risk almanız gerekir.

Vergi Yükü

11:26 Posted by Hacker62 , No comments
Vergi
Vergi yükü
Bir ülkede vergi yükü hesabı iki akım değişken olan vergi gelirleri toplamının GSYH’ya oranlanmasıyla hesaplanıyor. Denklemi şöylece yazabiliriz:

Toplam Vergi Yükü = Vergi Gelirleri Toplamı / GSYH

Vergi gelirleri toplamını hesaplarken dolaylı ve dolaysız vergiler ile birlikte sosyal güvenlik sistemi için kesilen primler de işin içine katılıyor.

Vergi Gelirleri Toplamı = Dolaylı Vergiler + Dolaysız Vergiler + Sosyal Güvenlik Prim Ödemeleri

Dolaylı ve dolaysız vergiler
Dolaylı vergiler, bir işlem üzerinden alınan vergilerdir. KDV veya ÖTV bunun tipik örnekleridir. Her ikisi de alım satım üzerinden alınır. Damga vergisi ve harçlar bir başka örnektir. Örneğin tapu almak için tapu harcı ödenir ya da vergi dairesine verilen beyannameye resmiyet kazandırmak için belli miktarda damga vergisi ödenir.

Dolaysız vergiler gelir, kazanç ya da servet üzerinden alınır. Burada bir işlem yapılmasına gerek yoktur. Gelir ya da kazancı elde etmiş olmak ya da servet sahibi olmak bu vergilerin alınma gerekçesidir. Gelir vergisi, kurumlar vergisi, veraset ve intikal vergisi, emlak vergisi dolaysız vergilerin örnekleridir. Bazı ülkelerde ayrıca servet vergisi alınır.

Sosyal güvenlik primleri dışarıda tutar da yalnızca vergi gelirlerine bakarsak şöyle bir denklem yazabiliriz:

Vergi Gelirleri Toplamı = Dolaylı Vergiler + Dolaysız Vergiler  

Buradan hareketle toplam içindeki payları da hesaplayabiliriz. Bu konuda herhangi bir ideal ölçü bulunmamakla birlikte dolaylı vergiler ile dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki paylarının birbirine yakın olması ve dolaysız vergilerin biraz daha yüksek olması tercih edilmektedir. Bunun temel nedeni dolaysız vergilerin dolaylı vergilere göre daha adil bir vergilemeye imkan sağlamalarıdır. Dolaylı vergiler herkesten eşit oranda alınır. Örneğin istisnasız bütün mal ve hizmet satışlarına uygulanan % 18 oranındaki KDV bu mal ve hizmetlerden yararlanan zengin ya da fakir herkesten bu oranda alınır. Bazı zorunlu mallarda KDV oranının fakiri korumak için  % 5’e indirildiğini düşünelim. Bu durumda aynı malı alan zenginler de düşük oranlı KDV ödeyecek ve amaca yine ulaşılamamış olacaktır. Oysa dolaysız vergiler kademelendirilebilir. Örneğin gelir vergisi artan oranlı uygulanabilir. Yıllık gelirin ilke 10.000 TL’si için % 10, 10.000 – 20.000 TL arası için % 15, 20,000 – 30,000 TL arası için % 20, 30.000 TL’nin üstü için % 25 gelir vergisi uygulandığını düşünelim. Yıllık 10.000 TL kazanan bir kişi 1.000 TL gelir vergisi ödeyecek, buna karşılık yıllık 40.000 TL gelir elde eden kişi (1.000 + 1.500 + 2.000 +2.500 =) 7.000 TL gelir vergisi ödeyecektir. Yani geliri çok olan daha yüksek oranlı gelir vergisi ödemiş ve kamu hizmetine daha fazla katkı yapmış olacaktır.   
OECD ülkeleri vergi yükü karşılaştırması
Aşağıdaki tablo 2011 yılı verileri yayınlanmış olan OECD üyesi ülkelerin vergi yüklerini gösteriyor. OECD sınıflandırmasında yer alan gelir, kazanç ve mülk üzerinden alınan vergileri dolaysız vergi, mal ve hizmetler üzerinden alınan vergileri dolaylı vergi olarak topladık. Sosyal güvenlik primlerini de dahil ettiğimizde kalan fark bu sınıflandırmaya alınmamış olan diğer vergilerdir.

Tablo: OECD Ülkeleri Vergi Yükleri 2011 (Kaynak: www.oecd.org. Revenue Statistics.)



Tabloya göre karşılaştırmaya esas alınan OECD üyesi ülkelere baktığımızda şu sonuçlar karşımıza çıkıyor:
(1)   Vergi yükünün en ağır olduğu ülke Danimarka. Onu İsveç, Fransa, Belçika ve Avusturya izliyor. 
(2)   Vergi yükünün en hafif olduğu ülke Yeni Zelanda. Onu Şili, Türkiye, ABD ve Kore izliyor. 
(3)   Dolaysız vergi yükünün en ağır olduğu ülke Danimarka. Onu Yeni Zelanda, ABD,  Kanada, İsviçre ve İzlanda izliyor.
(4)   Dolaylı vergi yükünün en yüksek olduğu ülke Türkiye. Onu Şili, Macaristan, Estonya ve Yeni Zelanda izliyor.

Türkiye’nin durumu
OECD ülkeleriyle yaptığımız karşılaştırma bize Türkiye’nin düşük vergi yüküne sahip bir ekonomi olduğunu, bu vergi yükünün ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayandığını ve dolayısıyla vergi adaletini sağlamaktan uzak bir vergi yapısına sahip olduğunu gösteriyor.

2011 yılının merkezi hükümet bütçe gerçekleşmelerine baktığımızda dolaylı ve dolaysız vergilerin şöyle sıralandığınıgörüyoruz. 


İşin içine sosyal güvenlik kesintilerini katmadan sadece dolaylı ve dolaysız vergilerin oranlarına baktığımızda 2011 yılı itibariyle Türkiye’de dolaysız vergilerin payı yüzde 32,4 ve dolaylı vergilerin payı yüzde 67,6 olarak ortaya çıkmaktadır.  

Dolaylı vergilerin toplanma kolaylığı gibi büyük bir üstünlüğü olmakla birlikte yukarıda anlattığımız gibi adaletsiz bir yapısı vardır. Dolaysız vergiler çok kazanandan çok alındığı için vergi adaletini sağlarken dolaylı vergiler az kazanandan göreli olarak çok alındığı için vergi adaletini bozmaktadır.

Dolaylı vergilerin ağırlıkta olduğu bir ekonomide gelir dağılımında eşitlik sağlamak da zorlaşmaktadır.

İşte bu nedenledir ki Türkiye açısından yapısal reformların en başında bu yapıyı değiştirecek düzenlemelerin yapılması geliyor. Bunu yaparken dolaysız vergilerin oranlarının artırılması yerine vergi sisteminin dışına çıkmış olan kazançların, kayıp ve kaçakların yani özetle vergi kaydı dışında kalmış kazançların sisteme alınması gerekiyor. Bu, aynı zamanda cari açık ile ithalat vergileri ve bütçe açığı üçgeninde oluşmuş bulunan tuhaf ilişkiyi de çözümleyecek adım olacak.
Alıntır: Mahfi hoca

Reel Faiz Kaç?

11:22 Posted by Hacker62 No comments
Faiz
Tasarruflarınıza yön verirken ya da bir yatırıma karar verirken bilmeniz gereken önemli unsurların başında reel faiz geliyor. Reel faiz, enflasyon etkisinden arındırılmış faizdir. Net nominal faizden beklenen enflasyonu düşerek hesaplanır. Enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde bu hesaplamayı yaparken özel bir formül kullanmak gerekir. Öncelikle bu formülü yazalım ve açıklayalım.


Reel Faiz = ((1 + Net Nominal Faiz) / (1 + Beklenen Enflasyon)) – 1

Bu formülde açıklanması gereken iki kavram var: Net nominal faiz ve beklenen enflasyon. Nominal faiz görünürdeki faiz demektir. Örneğin bir banka bir ay vadeli hesabınıza yıllık yüzde 9 faiz veriyorsa buradaki yüzde 9 nominal faizdir. Bu sizin elinize geçecek faiz gelirini hesaplamanıza yardım etmez. Çünkü bu faiz gelirinden yüzde 12 gelir vergisi stopajı yapılır (mevduatın 1 yıl vadeli olduğu varsayımıyla.) O halde buradan sağlanacak faiz gelirinin net miktarını bulabilmek için gelir vergisi stopajını düşmek gerekir. Buna göre net nominal faiz şöyle hesaplanır: Net Nominal Faiz = Nominal Faiz – (Nominal Faiz x GV stopaj oranı.) Beklenen enflasyon ise 12 ay sonra gerçekleşeceği tahmin edilen enflasyon oranını gösterir.

Bugün için bankaların mevduata verdikleri faiz oranını (nominal faiz oranını) yüzde 9 ve gelir vergisi stopaj oranını da yüzde 12 kabul edersek, bir yıl vadeyle bankaya yatırılmış paranın net nominal faizini şöyle hesaplayabiliriz:

Net Nominal Faiz = Nominal Faiz – (Nominal Faiz x GV stopaj oranı) = 9 – 1,08 = % 7,92

Beklenen enflasyona ulaşmak için elimizde iki tahmin bir de hedef var: (1) TCMB’nin 12 ay sonrası için yaptığı enflasyon tahmini (yüzde 6,3). (2) TCMB’nin yaptığı beklenti anketinde (bu anket reel ve finansal kesimdeki karar alıcı ve uzmanlara ayda bir kez uygulanıyor) ortaya çıkan 12 ay sonrası için enflasyon tahmini (yüzde 7,5). (3) TCMB’nin 2015 sonu enflasyon hedefi (yüzde 5). Bu sonuncu hedef (yüzde 5) 2015 sonuna ilişkin hedef olduğu, bizim hesabımız ise 12 ay sonrasına yani Ekim 2015 tarihindeki duruma ilişkin olduğu için Merkez Bankası’nın hedefinin gelecek Ekim için yüzde 5,5 olduğunu varsayacağız.    

Şimdi yüzde 7,65’lik net nominal faiz oranını ve beklenen enflasyon için de yukarıdaki iki tahmini ve bir hedefi kullanarak mevduat için ayrı ayrı reel faiz hesabı yapalım.

(1)  TCMB’nin 12 ay sonrası için öngördüğü yüzde 6,3 oranındaki enflasyon tahminini esas alırsak reel faiz kaç çıkıyor?
Reel Faiz = ((1 + 0,0792) / (1 + 0,063)) – 1 =  % 1,52
(2)  TCMB beklenti anketi Ekim ayı sonuçlarına göre 12 ay sonrası için beklenen yüzde 7,5 oranındaki enflasyon tahminini esas alırsak reel faiz kaç çıkıyor?
Reel Faiz = ((1 + 0,0792) / (1 + 0,075)) – 1 =  % 0,39
(3)   TCMB’nin 12 ay sonraki hedefini yüzde 5,5 kabul ederek esas alırsak reel faiz kaç çıkıyor?
Reel Faiz = ((1 + 0,0792) / (1 + 0,055)) – 1 =  % 2,30

Benim 12 ay sonraki enflasyon tahminim Ekim ayı beklenti anketinde çıkan yüzde 7,5 tahminine yakın bulunuyor. O nedenle ben hesaplamalarımda yüzde 7,5 – 8,0 aralığını esas alıyorum.   

Beklenti anketinde çıkan yüzde 7,5 oranlı enflasyon beklentisini esas alarak mevduat ile devlet tahvilini kıyaslayalım. Devlet tahvillerinde gelir vergisi stopajı mevduat faizinden farklı olarak yüzde 10 oranında alınıyor. Bugün geçerli olan gösterge faizi (yüzde 8,60) ve en gerçekçi tahmin olarak görünen beklenti anketindeki 12 ay sonrasının enflasyon beklentisini (yüzde 7,5) esas alarak reel faiz hesaplamasını şöyle yapabiliriz:

Net Nominal Faiz = (8,60) – (8,60 x 0,10) = % 7,74
Reel Faiz = ((1 + 0,0774) / (1 + 0,075)) -1 = % 0,22  

Demek ki en gerçekçi görünen beklenti anketindeki tahmini esas alırsak bugün parasını bankaya TL mevduat olarak yatıran bir kişi için reel faiz yüzde 0,39, devlet tahvili alan bir kişi için ise reel faiz yüzde 0,22 olarak çıkıyor.