Ekonomik ve Mali Analiz

faiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2016 Pazar

Bu finans sistemi herkesi şaman yapar!

01:05 Posted by Hacker62 , , , No comments
Şaman
Bankaların aldığı faize bir eleştiri de Başbakandan geldi. Faizlerin düşürülmesi gerektiğini vurgulayarak, "Ya bunu kendiliğinizden yaparsınız, ya da bunu size yaptırırız," dedi. Kararlılık yüksek görünüyor. Ne dersiniz, sizce faizler bu kez düşürülebilecek mi?

Modern antropolojinin kurucusu kabul edilen Alman antropolog Franz Boas, Vancouver Adasında binlerce yıldır yaşayan Kwakiutl yerlilerinin en büyük şamanı Quesalid'in (Kesalid olarak telaffuz ediliyor) hikayesini anlatır. Yerli kabilelerde şamanlar rahip, doktor ve bir rock yıldızı karışımı iyi para kazanan kişilerdir.

Kesalid gençliğinde asi bir adamdır ve şamanların zenginliklerine öfkelidir. Ona göre şamanlar düşkün, savunmasız ve akılsız kişilerin sırtından geçinen sahtekarlardır. Kesalid şamanların foyalarını ortaya çıkaracak bir plan yapar: önce güvenlerini kazanarak sırlarını öğrenecek, sonra da bunları açığa vurarak onları güçlü konumlarından edecektir. Hemen işe koyulur.

Kabilesindeki şamanlardan biri onu çıraklığa kabul eder. Beklenildiği gibi Kesalid'e öğretilenler aldatma üzerinedir. Kesalid kısa sürede tüm teknikleri öğrenir. Tüm şamanlık ritüeli bir kandırmaca üzerine kuruludur. Artık öğrendiklerini herkese duyurarak şamanları tahtından etmenin zamanı gelmiştir.

Fakat tam o anda beklenmedik bir şey olur. Kesalid'in şaman çıraklığı yaptığı duyulur ve bir aile hasta oğullarının iyileştirilmesi için Kesalid'ten yardım ister. Ailenin çaresizliğini gören Kesalid bu isteği geri çeviremez. Şamanın yanında öğrendiği aldatma tekniklerini kullanarak çocuğu tedavi eder. Bunun karşılığında büyük hediyelere boğulur.

Kesalid istemeden de olsa şaman çıraklığından şamanlığa geçmiştir. Ama bundan daha önemlisi şamanlara muhalifken bir anda büyük bir şaman olup çıkmıştır.

Şüphesiz ki Kesalid'in hikayesi bizimkinden bambaşka bir topluma aittir. Ne dersiniz, sizce de öyle mi?

Kesalid'in ayrıntılı hikayesini merak edenler Ian Leslie'nin çok satan kitabı Doğuştan Yalancı'yı (Born Liars) okuyabilirler. Biz baştaki konumuza geri dönelim. Ülkemizde faiz indirmesi istenilen bankalar, ki bunların devlet bankaları dışında kalanlar olduğunu düşünüyoruz, neredeyse tamamına yakınının yabancı bankalar olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Yani sahipleri dünyanın en büyük finans kuruluşları olan bankalar. Hani aylardır yöneticilerimizin Amerika Avrupa demeden peşlerinden koşturduğu ve Türkiye'nin ne kadar yatırım yapılabilir bir yer olduğunu anlatmaya çalıştığı finans kuruluşları. İngilizce bilen tüm yöneticilerimizin dilleri döndüğünce ülkemiz finans piyasasının mükemmelliğini anlattıkları finans kuruluşları. İşte, şimdi o finans kuruluşlarına Türkçe diyoruz ki, faizi düşür.


Eğer politik kapitalizm ve finans sisteminin nasıl işlediği hakkında birazcık bilgi sahibiyseniz faizin indirilip indirilmeyeceğini zaten anlamışsınızdır. İlave bir yoruma gerek yok sanıyoruz. Biz sadece Kesalid'in hikayesine son noktayı koyalım: Bu finans sistemi herkesi şaman yapar!

4 Mart 2016 Cuma

Senin kobran doğal mı yoksa çiftlik mi?

13:15 Posted by Hacker62 , , , No comments
Kobra
Katılım bankalarımızın sayısı her geçen gün artıyor. Finansal piyasalarımız için son derece olumlu bir gelişme. Piyasadaki oyuncu sayısının artması rekabeti, rekabet piyasa derinliğini, piyasa derinliği ise müşteri refahını getirecek bir durum. Fakat birçoklarının kafasındaki soru hala cevaplanmış değil: Katılım bankaları faiz vermiyorsa ne veriyor?

Temel yaklaşım katılım bankalarının müşterilerinden topladıkları paraları şirketlere fon olarak kullandırmaları ve oradan gelecek getiri ile para yatıran kişilere katılım payı olarak geri ödemeleri. Ortada ilk bakışta faiz yokmuş gibi gözüküyor. Fakat biraz daha dikkatli baktığınızda kafa karıştırıcı başka bir şeyle karşılaşıyorsunuz. Katılım bankalarının fon olarak yatırdıkları paraları alan şirketlere bakalım mesela. Muhtemelen bu şirketler büyük şirketlerdir. Diyelim ki bu şirketler borsada işlem gören beş yüze yakın şirket olsun. İyi ama bu şirketlerin istisnasız tamamı yatırımlarını faiz ödedikleri kredilerle finanse eden şirketler. Yani elde ettikleri getiriyi faiz ödedikleri krediler ile elde ediyorlar. Şimdi bu şirketlere kullandırılan fonlardan elde edilen getiri faizsiz mi oluyor?

Yanıtı merak ediyorsanız aşağıdaki hikayeyi okumanız yeterli:
Hindistan'ın İngiliz sömürgesinde olduğu günler... Ülke kobra yılanı sorunu ile mücadele etmeye çalışıyor. Her yanı saran kobra yılanları her gün yüzlerce insanı öldürüyor... Problemi çözmek isteyen İngiliz Valinin aklına parlak bir fikir geliyor: Öldürülen her kobra yılanı başına ödül vermek. Önce işler iyi gider. Hintliler yılan avına çıkar ve gördükleri her yılanı öldürürler. Elde edilen getiri oldukça iyidir. Fakat bir süre sonra gelirler azalmaya başlar. Çünkü öldürecek yılan bulmak adeta imkansız hale gelmiştir. İşte tam o anda birkaç uyanığın aklına dahice bir fikir gelir. Kobra yetiştirme çiftliği kurmak. Girişimci dahiler önce kobraları yetiştirip sonra kafalarını keser ve ödülü almaya devam ederler. Bu yöntem kısa sürede tüm Hindistan'a yayılır. Herkes çiftlik kurup kobra yılanı yetiştirmeye başlar. Sonra da hayvanları öldürüp ödüllerini tahsil ederler. Realite anlaşılıp ödül iptal edilene kadar binlerce kişi zengin olmuştur.

Bir ticari bankanın mevduata verdiği faiz ile bir katılım bankasının topladığı paraya verdiği katılım payı bu hikayedeki gibi bir farklılık içerir. İşte hepsi bu.

Faiz ve katılım payı arasındaki fark doğal kobra ile çiftlikte yetişen kobra arasındaki fark gibidir. Yani cevap aslında şu soruda saklıdır: Senin kobran doğal mı yoksa çiftlik mi?

6 Şubat 2015 Cuma

6 adımda Merkez Bankasını eleştirme kılavuzu!

11:32 Posted by Hacker62 , , , No comments
Son günlerin ana eleştiri konusu Merkez Bankası. Politikalarını eleştirmeyen kalmadı. Devlet yöneticilerinden şirket yöneticilerine, televizyon yorumcularından sosyal medyaya herkes Merkez Bankasını eleştiriyor. Bağımsızlığı, faiz kararları ve politikaları herkesin ağzında sakız. Bugün bizim "berber" bile sosyal medyadan tweet atmış, Merkez Bankası yanlış yapıyor diye. Hal böyle olunca ahaliye biraz yardım edelim dedik. Merkez Bankasını eleştirmek isteyenlere yol yordam gösterelim istedik. 

Her yaştan insanın rahatlıkla Merkez Bankasını eleştirebilmesi için bir kılavuz oluşturduk. Aşağıdaki 6 yöntemi kullanarak siz de kolaylıkla Merkez Bankasını eleştirebilirsiniz. 

1- Para basmazsan basma, senin parana kalmadık!
Senin piyasalara süreceğin paraya hiç ihtiyacımız kalmadı. Sağolsun, Avrupa Merkez Bankası(ECB) ile ABD Merkez Bankası (Fed) durmadan para basıp piyasaları rahatlatıyorlar. Onlar bastıkça bizim burada yağlarımız eriyor. Borcumuz azalıyor, cari açığımız düşüyor, paramız değer kazanıyor. Daha ne olsun?

2- Faizi düşürmezsen düşürme!
Canını sıkmak gibi olmasın ama bizim halkımız %100'lerle borçlanmaya alışıktır. Bugünkü %10-15'ler ona sinek vızıltısı gelir. %15'ten kredi ver, dünyayı satın alacak milyonlar bulursun bu ülkede. Sen şimdi kalkmışsın, yarım puan düşürsem mi, düşürmesem mi diye kafa yoruyorsun. 1,3 trilyon kredi çekmişiz bankalardan, faizi yüksek bulsak çeker miydik sence? Keyfin bilir, düşürmezsen düşürme! 

3- Banknot üretmezsen üretme!
Valla, ne yalan söyleyeyim, banknota kimsenin ihtiyacı kalmadı. Maaşlar yatar yatmaz kiradır, kredi kartıdır, kredi taksididir derken hesapta para kalmıyor. Kalan bozukları alıyoruz gerçi ama, sırf bu yüzden 200 liralık banknot basmana gerek yok. Her on kişiden 200 liralık banknot gören bir kişi çıkar mı acaba? Ya da 200 liralık banknotu görünce tanıyan? Peki ya üzerinde kimin resminin olduğunu bilen? Dur bir ipucu vereyim: "Bir sen kalmışsın, bir de yaradan; sen de çekil aradan; kalsın yaradan!" Cevap para ya da Merkez Bankasıdır diyorsun, mantıklı cevap ama doğru değil; doğrusu Yunus Emre olacaktı.

4- Fiyat istikrarını sağlamazsan sağlama!
Sen ne dersen de, bizim halkımız domatesi bu hafta 1 liradan, gelecek hafta 5 liradan almaya alışıktır. %500 fark onun gücüne gitmiyorsa, senin hiç gitmesin. Petrol fiyatları bile %50 düşerken, her şeyin fiyatı da ona bağlıyken, senin yaratacağın fiyat istikrarına pek ihtiyacımız kalmadı. Çin'den telefonu, tekstili, ucuz buğdayı da aldık mı fiyatlar öyle bir istikrara kavuşur ki, evelallah dünyaya istikrar bile ihraç ederiz.

5- Bankaların son kredi mercii olmazsan olma!
Bankaların son kredi merciiymişsin; sıkışınca hepsi sana gelirmiş... Gücüne gitmesin ama, bankalarımızın hepsi yabancıya satıldı. Sıkışırlarsa kendi ülkelerinin merkez bankaları senden önce yardıma koşarlar. Hatırlarsın Fortis adında bir banka vardı bir zamanlar, batıyordu. Sen daha ne oluyor demeden, kendi merkez bankası "Hızır" gibi yetişti mübarek. Ne yalan söyleyeyim, ben zaten merkez bankasının zeki ve çevik olanını severim. 

6- Büyümeyi sağlamazsan sağlama!
Şu aralar senin büyüme planlarına hiç ihtiyacımız yok. Apartman, site, AVM, havaalanı derken zaten büyüyüp duruyoruz. Yine büyüyemedik kentsel dönüşüm yaparız. O da yetmedi, yıkıp yeniden yaparız. Yani sonuçta kesinlikle büyürüz. Bize büyümek için inşaat yeter!

Bu yazıyı ciddiye alanlar olabilir, o nedenle hemen söyleyelim, bu yazı sadece karamizah olsun diye yazıldı. Merkez Bankasının politikaları, bilgi ve değerlendirme kudreti yeterli olmayan sokaktaki vatandaş tarafından tartışılmaya başlandıysa, bir sonraki hareketin ne olacağını düşünmek bile üzücüdür. Yazık!

Faiz: Neden mi Sonuç mu?

11:22 Posted by Hacker62 , No comments
MAHFİ EĞİLMEZ
Enflasyon ve Çeşitleri
Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artış halinde olmasına enflasyon diyoruz. İki önemli unsur var bu tanımda: Fiyatlar genel düzeyi ve süreklilik. Demek ki tanıma göre ilk olarak birkaç mal veya hizmetin fiyatının artması enflasyon olarak kabul edilmiyor. Enflasyondan söz edebilmek için mal ve hizmetlerden oluşan bir sepetin fiyatının artması gerekiyor. İkinci olarak da bu sepetin fiyatının sürekli artış içinde olması gerekiyor. Sepeti oluşturan mal ve hizmetlerin fiyatı bir kez artmışsa buna enflasyon değil fiyat artışı diyoruz.

Enflasyon niçin ortaya çıkar? Bu soruya verilen yanıtları iki grupta toplamak mümkün: (1) Talep, arzdan fazlaysa enflasyon oluşur. Yani mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi bu mal ve hizmetlerin üretilip arzedilen miktarından fazlaysa o zaman enflasyon olur. Buna talep enflasyonu diyoruz. (2) Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin (emek, kira, faiz, kar payı) veya üretimde kullanılan girdilere yapılan ödemelerin (örneğin enerji giderleri, hammadde giderleri vb) miktarı artarsa bu artışlar fiyatlara yansır ve enflasyon oluşur. Buna da arz enflasyonu ya da maliyet enflasyonu diyoruz.

Neden ve Sonuç İlişkisi
Eski bir tartışmadır: Yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine yol açar yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltir? İki tarafı da savunanlar var. İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler.

Enflasyonla faiz arasındaki ilişkiyi tam olarak yerli yerine oturtabilmek için her şeyden önce hangi tür enflasyonla karşı karşıya olduğumuzu anlamamız gerekir.

Monetarist iktisatçılar, Friedman’ın ünlü “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” sözünden yola çıkarak enflasyonu para arzındaki artışın yarattığını öne sürerler. Para arzının artması demek talebin de artması demektir. Talep artarsa fiyatlar yükselir ve enflasyon oluşur.

Arz yönlü iktisatçılar, enflasyonun daha çok yüksek vergiler, sıkılaştırılmış denetimler gibi etkiler sonucunda yükselen maliyetler nedeniyle maliyet enflasyonu kökenli olduğunu öne sürerler. 

Oysa enflasyon her iki etkiden de izler taşır. Yani bir ülkedeki enflasyon hem talep hem de maliyet kökenli unsurlar taşıyabilir.

Talep Enflasyonu Söz Konusuysa
Eğer talep enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani arzdan fazla talep varsa ya da üretilen mal ve hizmet miktarından daha fazlası talep ediliyorsa fiyatlar yükselecek ve enflasyona neden olacak demektir. Bunu önlemenin yolu faizleri artırarak talebi düşürmek ve insanları tüketim yerine tasarrufa yönlendirmektir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FtED: Faiz talep Enflasyonu Doğrusu.)


Talep enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir. 

Maliyet Enflasyonu Söz Konusuysa
Eğer maliyet enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani üretim unsurları ve girdilerinin fiyatları talep dışı nedenlerle artıyorsa (örneğin ücretler sendika baskılarıyla yükseliyor ya da enerji maliyetleri petrol ve doğalgaz fiyatlarının uluslar arası alanda artması nedeniyle yükseliyor ve bunlar da enflasyona neden oluyorsa) o zaman faizi arttırdığımızda enflasyon da artar. Çünkü faiz de bir maliyet unsudur (finansman maliyeti) ve buradaki artış enflasyonun daha da artmasına yol açabilir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FmED: Faiz maliyet Enflasyonu Doğrusu.)


Maliyet enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Faiz artarsa enflasyon artar ya da bir başka ifadeyle enflasyon artarsa düşürmek için faizi düşürmek gerekebilir.   

Hem talep hem de maliyet enflasyonu varsa
Eğer ekonomide talep enflasyonu söz konusuysa işimiz nispeten kolay demektir. O zaman faizleri artırmak suretiyle tüketimi yani talebi düşürme yoluna gideriz ve bu yolla da enflasyonu frenleyebiliriz. 

Eğer ekonomide sadece maliyet enflasyonu söz konusuysa işimiz yine kolay demektir. Faizlerde indirime giderek maliyetler üzerinde oluşan baskıyı biraz hafifletir ve enflasyonda düşüş sağlayabiliriz. Kuşkusuz bu hamlenin sonuç verebilmesi için diğer üretim girdilerinin fiyatlarındaki artışta bir durulma sağlanmış olması gerekir. 

Asıl sorun şudur: Hem talep enflasyonu hem de maliyet enflasyonu bir arada yaşanıyorsa ne yapmak gerekir?  

Burada yapılması gereken şey enflasyonun ne kadarının talep ne kadarının maliyet kaynaklı olduğunu ayırt ederek işe başlamaktır. Eğer etkiler yarı yarıya ise o zaman faiz aracını kullanmak fazla işe yaramayacak demektir. Böyle bir durumda faizi artırarak talep enflasyonu düşürmenin getirisi muhtemelen maliyet enflasyonunu artırarak ortaya çıkacak kayıpla giderilmiş olacak ve faiz boşuna yükseltilmiş olacaktır. Ya da tersine maliyet enflasyonunu düşürmek için yapılan faiz indirimi talep enflasyonunu azdıracağı için etkiler birbirini nötralize edecek sonuçta faiz düşerken enflasyon aynı düzeyde kalmaya devam edecektir.  

Aşağıdaki şekilde talep ve maliyet enflasyonunun bir arada yaşandığı bir ekonomideki enflasyon ve faiz dengesini gösteriyorum.


Talep ve maliyet enflasyonunun birlikte yaşandığı bir ekonomideki durumun başlangıçta yüzde 6 faiz oranı ve yüzde 5 enflasyon oranını temsil eden A noktasında olduğunu varsayalım. Diyelim ki ekonomi yönetimi faizi artırarak enflasyonu düşürmeye karar vermiş ve faizi yüzde 8’e çıkarmış olsun. Bu durumda talep yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 4’e gerileme olurken maliyet yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 6’ya yükselme olacak ve her ikisinin karmasından oluşan toplam enflasyon oranı değişmeden kalacaktır. Faiz artırımı, enflasyonu düşürücü yönde bir etki yapmayacak, ekonomi daha yüksek bir faiz oranında aynı enflasyon oranı üzerinde yeni bir denge noktasına ulaşmış olacaktır (B noktası.)

Eğer ekonomide yukarıda değindiğim gibi maliyet ve talep enflasyonu birbirine yakın ağırlıkta ise bu durumda faiz politikası işlevsiz kalacak yani bir işe yaramayacak demektir.

Faiz politikasını enflasyona karşı kullanırken ekonomideki talep ve maliyet enflasyonlarını ve bunların dengedeki ağırlıklarını iyi belirlemek gerekir. Aksi takdirde beklenmedik sonuçlar karşımıza çıkabilir.

Türkiye’de Durum
Türkiye’de 2014 yılında yıllık ortalama manşet enflasyon (TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 8,9 oldu (yılsonu enflasyonu yüzde 8,17 olmakla birlikte bu hesaplarda yıllık ortalama enflasyona bakılır.) Bu enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her ikisin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.

Talep enflasyonu var mı?
İlk sorumuz para arzında talepte artış yaratabilecek bir yükselme oldu mu sorusu olacaktır. Para arzını çeşitli şekillerde ölçüyoruz. Geniş para arzına (M3) baktığımızda 2013 yılsonuna göre yüzde 14 dolayında bir artış olduğunu görüyoruz. Büyümenin yüzde 4 beklendiği bir yıl için yüzde 14 dolayındaki bir para arzı artışının makul karşılanması zordur. Para arzındaki bu 10 puanlık artışın talepte bir artışa neden olup olmadığını inceleyebilmek için talep cephesine bakalım. Öte yandan para arzındaki artış oranı aşağı yukarı kurdaki artışla örtüşüyor.      

Talepte bir artış olup olmadığını yanıtlayabilmek için ilk olarak tüketicilerin eğilimlerini izlediğimiz anketlere bakmamız gerekiyor. Bu anketlere baktığımızda talebin arttığını gösteren bir değişim göremiyoruz. Örneğin tüketici güven endeksi 2013 sonunda 75 iken 2014 sonunda 67’ye gerilemiş görünüyor. İkinci bir gösterge olarak hanehalklarının nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payına bakıyoruz. 2013 yılında GSYH’nın yüzde 71,2’si hanehalklarının nihai tüketim harcamalarından oluşurken 2014 yılında bu oran yüzde 70,5’e gerilemiş görünüyor. Demek ki 2014’de talepte artış olmamış, tam tersine düşüş yaşanmış. Bunlara ek olarak Kalkınma Bakanlığı’nın Ekonomik Gelişmeler başlıklı raporlarında ve TCMB’nin Enfasyon Raporlarında iç talepte 2014 yılında elle tutulur bir kıpırdanma olduğunu gösteren bir saptamaya rastlayamadık.  

O halde 2014’de yaşanan enflasyonun, Para arzındaki artışa karşın, talep kökenli olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Arz enflasyonu söz konusu mu?
Gelelim işin arz (maliyet) yönüne. Buradaki sorumuz şu olacak: 2014’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme oldu mu? Yani üretim faktörlerinin gelirleri (ücretler, kiralar, faizler ve karlar) arttı mı? Üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bu soruların yanıtları bizi Türkiye’de yaşanan enflasyonun arz enflasyonu olup olmadığına götürecek bizi. Bunlara tek tek bakalım. Ücretlerin, ortalama olarak, enflasyon kadar artış gösterdiğini ve bu şekilde enflasyona katkı yaptığını genel olarak söyleyebiliriz. Ne var ki ücretler geçmiş enflasyona göre artırıldığı için gelecek enflasyonu artırıcı yönde katkı yapabilmesi için geçmiş enflasyonun üzerinde artmış olması gerekiyor. Ücretlerde bu tür istisnalar olsa da genel olarak ortalama ücretlerin geçmiş enflasyona göre ayarlandığı için ücretlerin enflasyona katkısının sınırlı kaldığını düşünüyorum. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2013 yılı sepet kurun ortalaması 2,31 iken 2014 yılında 2,55 olmuş. Yani yüzde 10’un üzerinde artış sergilemiş. Faizlerdeki artış da aynen kurdaki artış gibi yüzde 10’un biraz üzerinde gerçekleşmiş.

Şimdi de bu giderlerin toplam firma maliyetlerindeki ağırlıklarına bakalım. Aşağıdaki tablo Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3 adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı 38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak yapmışlardır.)

Maliyet Kalemleri
Giderlerin Ağırlığı (%)
Personel giderleri
23,6
Hammadde giderleri
41,5
Elektrik giderleri
2,0
Yakıt ve akaryakıt giderleri
3,6
Kira (bina + makine, teçhizat kiraları)
3,1
Finansman giderleri (faizler, komisyonlar vd)
3,6
Faaliyetle ilgili diğer giderler
15,2
Diğer
7,4
Toplam
100,0

Görüleceği üzere Türkiye’de tarım dışında (sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri) yer alan firmalarda maliyetlerin ağırlığı hammadde ve personel giderlerinde toplanmaktadır. Demek ki fiyat artışlarında en etkili iki kalem hammadde (yani girdi) fiyatları ve üretim faktörlerinden emeğin fiyatı olan ücretlerdir. 2014 yılında ücretlerdeki artışın enflasyon düzeyinde olduğunu, buna karşılık hammadde fiyatlarındaki artışın kurlardaki artış da dikkate alındığında en az yüzde 10 dolayında olduğunu hesaplıyoruz. Elektrik giderleri, yakıt ve akaryakıt giderleri kalemlerini de hammadde gibi kurla yakın ilişkili kalemler olarak düşünmek gerekir.  

Finansman giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı sadece yüzde 3,6’dır. Bunun tamamı faiz değildir. Yaklaşık 0,5 puanı diğer giderler olduğu düşünülmektedir. Demek ki faizin toplam maliyetlerdeki payı yüzde 3’ten ibarettir. 

Kur ile faiz ilişkisi
Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz - risk dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani örneğin cari açık yüksek, dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek için faizlerin yüksek tutulması gereği vardır. Aksi takdirde dış finansman girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dış finansman kaynaklarının gelmesi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya başlar. Kurların yükselmesi yukarıda ayrıntısıyla değindiğim gibi enflasyonun yükselmesine yol açar. Dalgalı kur rejimi uygulayan açık bir ekonomide paranın iç değeriyle dış değeri birlikte hareket eder. Yani enflasyon oluşmuşsa paranın dış değeri de düşer ya da paranın dış değeri düşmüşse enflasyona yol açar. Bu durumda tek çözüm faizi yükselterek dış finansman için yeniden çekim alanı yaratmaya çalışmaktır. Böylece yabancı kaynaklar içeri çekilmiş ve kurlar düşürülmüş, enflasyon da denetim altına alınmış olur.  

Sonuç
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan çıkardığımız ilk sonuç 2014 yılında Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet artışlarından kaynaklandığı sonucudur. İkinci olarak faiz giderlerinin, toplam maliyetler içindeki payının düşüklüğüne bakarak tek başına enflasyona neden olmasının mümkün olmadığını net bir biçimde söyleyebiliyoruz. Vardığımız bu ikinci sonuç, ‘yüksek faizin enflasyona neden olduğu’ biçimindeki tezin yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Bu iki bulguyu birleştirerek ulaştığımız üçüncü sonuç; TCMB’nin, 2014 başında faizi artırarak kuru denetim altına almasının 2014 yılının bu enflasyon oranıyla bitmesini sağladığı şeklindedir. Bir başka ifadeyle eğer TCMB, yılın ilk ayında politika faizini yüzde 4,5’dan yüzde 10’a çıkarmasaydı 2014’ü büyük olasılıkla çok daha yüksek bir enflasyon oranıyla bitirecektik. Tabloda yer alan hammaddelerin çoğunun, elektriğin bir bölümünün, yakıt ve akaryakıtın neredeyse tamamının ithal malı olduğunu ve kurla fiyatlandığını dikkate aldığımızda gördüğümüz budur.

İster beğenelim ister beğenmeyelim ekonomi bir bilimdir. Ve her bilim gibi objektif bir takım dayanakları vardır. Bilimden biraz daha uzak olan bu objektifliği subjektif isteklere göre biçimlendirmeye çalışan ekonomi politikasıdır. Onun için ekonomi, bilim olarak tanımlanırken ekonomi politikası, bilimle sanatın karışımı olarak tanımlanıyor. Bana sorarsanız ekonomi bilimini oluşturan bilim ve sanat ikilisinin yanına siyaseti de katmak gerekiyor. Bugün yaşadığımız sorunların sorumlusu ekonomi bilimi değildir. Sorun, ekonomi bilimi, siyaset ve sanatın bir araya gelmesiyle oluşturulan ekonomi politikasında, ağırlığın ekonomi bilimi yerine siyaset ve sanata verilmesinden kaynaklanıyor. 

MAHFİ HOCADAN ALINTIDIR.

10 Ocak 2015 Cumartesi

Ekonomide Tahminler Niçin Tutmaz?

10:16 Posted by Hacker62 , , , , , , No comments
Türkiye ekonomisinin 2002 - 2014 arasındaki görünümünü iki tablo ile yorumsuz olarak ortaya koyalım.

2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
Enflasyon
29,8
18,4
9,3
7,7
9,6
8,4
10,1
Faiz
63,9
46,4
24,8
16,1
18,0
18,4
19,2
Büyüme
6,2
5,3
9,4
8,4
6,9
4,7
0,7
İşsizlik
10,8
11,0
10,8
10,6
10,2
10,3
11,0
Bütçe Dengesi/GSYH
-11,2
-8,8
-5,4
-1,5
-0,5
-1,6
-1,8
Cari Denge /GSYH
-0,3
-2,5
-3,7
-4,5
-6,0
-5,8
-5,4
2009
2010
2011
2012
2013
2014
Enflasyon
6,5
6,4
10,5
6,2
7,4
8,2
Gerçek
Faiz
11,7
8,5
8,7
6,4
10,1
8,0
Gerçek
Büyüme
-4,7
9,2
8,8
2,2
4,0
3,0
Tahmin
İşsizlik
14,0
11,9
9,8
9,2
10,0
10,5
Tahmin
Bütçe Dengesi/GSYH
-5,5
-3,6
-1,3
-2,2
-1,2
-1,0
Tahmin
Cari Denge/GSYH
-2,0
-6,2
-9,7
-6,1
-7,4
-5,6
Tahmin

2014 yılı için enflasyon ve faiz dışındaki göstergeler tahmindir. Buna göre 2002 ile 2014 arasında Türkiye ekonomisinin yıllar itibariyle durumu şöyle ortaya çıkıyor.

Yıllar
Ekonomik Durumun Özeti
Açıklama
2002
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 6,2) + Enflasyon (% 29,8)
2003
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 5,3) + Enflasyon (% 18,4)
2004
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 9,4) + Enflasyon (% 9,3)
2005
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 8,4) + Enflasyon (% 7,7)
2006
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 6,9) + Enflasyon (% 9,6)
2007
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 4,7) + Enflasyon (% 8,4)
2008
Stagflasyon  
Büyüme (% 0,7) + Enflasyon (% 10,1)
2009
Slumpflasyon
Küçülme % - 4,7) + Enflasyon (6,5)
2010
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 9,2) + Enflasyon (% 6,4)
2011
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 8,8) + Enflasyon (% 10,5)
2012
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 2,2) + Enflasyon (% 6,2)
2013
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 4,0) + Enflasyon (% 7,4)
2014
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 3,0) + Enflasyon (% 8,2)

Tanımlar:
Enflasyon: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artmasıdır.
Büyüme: GSYH’nın bir önceki döneme göre reel olarak artış oranıdır.
Stagflasyon: GSYH büyümesinin durmasına karşılık enflasyonun devam etmesi olgusudur. (2008 yılındaki yüzde 0,7’lik büyüme durgunluk olarak alınmıştır.)


Slumpflasyon: GSYH’nın küçülmesine karşılık enflasyon oluşması halidir.

Alıntır: Mahfi hoca