Ekonomik ve Mali Analiz

ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2016 Pazartesi

Dizi sektörü 500 milyon dolara ulaştı

13:42 Posted by Hacker62 , , No comments

İçerde
Dizi sektörü 500 milyon dolara ulaştı

Türkiye dünyada en çok televizyon izleyen ülkelerden biri. Son verilere göre günde ortalama 5-6 saatimizi televizyon karşısında geçiriyoruz. Yüksek erişim nedeniyle de televizyon hâlâ sektörün itici gücü. Televizyonun tüm mecralar arasında reklamdan aldığı pay ise son yıllarda küçülse de, yüzde 51-52 seviyesinde. Reklam pastasındaki payı her yıl biraz daha düşen televizyon mecrası kendisi büyümese de yan sektörlerini büyütmeye devam ediyor.


+
Türkiye, dünyada en çok televizyon izleyen ülkelerden biri. Son verilere göre günde ortalama 5-6 saatimizi televizyon karşısında geçiriyoruz. Yüksek erişim nedeniyle de televizyon hâlâ sektörün itici gücü. Televizyonun tüm mecralar arasında reklamdan aldığı pay ise son yıllarda küçülse de, yüzde 51-52 seviyesinde. Reklam pastasındaki payı her yıl biraz daha düşen televizyon mecrası kendisi büyümese de yan sektörlerini büyütmeye devam ediyor.
250 milyon doları ihracattan
T.C. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün verilerine göre Türkiye’deki yapım şirketleri her yıl 100’ün üzerinde yeni yapım üretiyor. Ortalama 15 civarında yapım ise Türkiye’yle birlikte yurtdışında da seyirci bulabiliyor. Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere 75 ülkede 70’in üzerindeki Türk dizisini 400 milyon kişi ilgiyle izliyor. Örneğin, Muhteşem Yüzyıl dünyada 250 milyon seyirci tarafından izlendi. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelere girdikten sonra Türk dizi sektörü daha hızlı bir büyüme yakaladı.
2015’te Cannes’da gerçekleştirilen dünyanın en büyük televizyon programları festivalinde Türkiye’nin dizi ihracatında Amerika’dan sonra ikinciliğe yükseldiği açıklanmıştı. Türkiye geçen yıl dizi ihracatında yüzde 25’lik bir büyüme yakaladı ve 250 milyon dolarlık bir hacme yaklaştı. 2016’nın sonunda ise bu hacmin 350 milyon dolar seviyesine ulaşması bekleniyor.
Tematik, yerel ve dijital dahil halen yayın yapan Türkiye’deki yüzlerce kanaldan dizilere yatırım yapabilenler sadece yedi büyük ana kanal. Televizyon mecrasına giden toplam reklam gelirinin yüzde 80’e yakını da bu ana kanallara gidiyor. Ancak yine de kanallar arzu ettikleri büyümeyi yakalayamıyor ve zarar etmeye devam ediyor. Dizi ihracatının büyümesi bir nebze de olsa bu kanalları da rahatlatıyor. Çünkü bu kanalların büyük çoğunluğu dizileri kendileri finanse ettikleri için yurtdışı satış gelirlerinden de pay alıyor. Pek çok yapımcı ve televizyon yöneticisi resmî olarak açıklayamasa da, kanalların dizilere bölüm başı 550 ila 1,2 milyon TL arasında büyük bir bedel ödedikleri biliniyor.
Yapımcı penceresinden bakıldığında da ihracat olmasa sektörün durumu çok kötü. MediaCat Şubat sayısında söyleşisini bulabileceğiniz Ay Yapım’ın ortaklarından Kerem Çatay net olarak ifade ediyor: “Ay Yapım dizi ihracatı olmasa çok zorlanır.” Bu durum, pek çok yapımcı için geçerli.
Reyting rekabetinde diziler
Öte yandan Türkiye’de ilk yedi televizyon arasında reyting rekabeti kızışmaya devam ediyor. Daha fazla reytinge erişme yolundaki rekabet, dizilerin sürelerinin uzamasına ve maliyetlerinin artmasına neden oluyor. Ancak reklam gelirleri bu duruma paralel gitmiyor ne yazık ki. Türkiye’de dizilerin süreleri, bölüm başına 150 dakikayı bulmuş durumda. Öyle ki bir dizinin bir bölümü yurtdışına birkaç bölüm olarak ihraç ediliyor.
Dünyada eğlence ekonomisi iki trilyon doları yakalamış durumda. Bu büyük denizin içerisinde bizim dizilerin başarısı bugün itibarıyla küçük gibi görünse de Türkiye ve endüstri için büyük bir kaynak. Özellikle dizi yatırımı yapan televizyonlar yurt içinde yakalayamadıkları büyümeyi yapım şirketleriyle birlikte ihracatla dengelemeye çalışıyorlar. Dizilerimizin rakamsal büyüklüklerinin getirdiği avantajın yanı sıra ülke tanıtımına da büyük katkısı var. Diziler son dönemde Türkiye için tam bir soft power (yumuşak güç) etkisi yarattı. Turizmde ülke olarak elde edilen ilerlemede dizilerin payı çok büyük.
Yeni bir model
Dizi yapım sektörünün medya ve reklam sektörüyle birlikte tam da bu noktada yeni bir atılım yapmasının tam zamanı belki de… Yurtdışı satışları da kapsayan ürün yerleştirme ve sponsorluklar konusunda ortaya konabilecek yeni bir bakış açısı hem yapımcıların hem televizyon kanallarının maliyetlerine katkı sağlayabilir. Üstelik bu topraklardan dünya markaları çıkmasına yardımcı olabilir. Bizden söylemesi.

23 Ekim 2016 Pazar

Bir rating düşürme hikayesi!

01:55 Posted by Hacker62 , No comments
Rating
Her şey rating notunun büyük bir rating şirketi tarafından düşürülmesi ile başladı. Aslında görünümün negatif olduğunu daha önce belirtmişti şirket. Yani bu her an notunu düşürebilirim anlamına geliyordu rating literatüründe. Demek ki o zaman pek ciddiye alan olmamıştı. Fakat şimdi herkes çok kızmıştı.


Zaten bu rating şirketi önceden de mimliydi. Ülkeyi krize soktuğundan şüphelenmişti yöneticiler. Ondandır araları pek soğuktu.

Bakanlar, milletvekilleri ve diğer yorumcular hemen kararı eleştirdiler. Herkes ağzına geleni söylüyordu. Vatana ihanet etmişti bu şirket. Sen kim oluyorsun da bizim gibi güçlü bir ülkenin notunu kırıyorsun, şerefsiz!

Rating şirketi kararını şöyle savunuyordu: "E kardeşim, ben sana daha önce demedim mi, bütçe açığın yüksek, orta ve uzun vadeli planların yetersiz, zayıfsın diye."

Hükümetten yanıt gecikmedi: "Ülen, sen bizi batırmaya mı çalışıyorsun, dürzi?"

Sağdan soldan milletvekilleri de rating şirketini kınadı. Ülkenin bu kadar birlik olduğu başka an zor bulunurdu.

Cuma akşamı 8 gibi Başkan da şirketi kınamasın mı. Milli birlik ve beraberlik tamamen sağlanmıştı artık.

Ama çok geçmeden ilk çatlak ses muhalif bir vekilden geldi. Başkanı uyarıyordu. Ekonomik büyümeyi sağlayamadığı ve işsizliği azaltamadığı için aynen şöyle diyordu Başkana: "Beceriksizsin!"

Bir diğer muhalefet milletvekili de ondan gaz almış olsa gerek, o da Başkana yüklendi: "Sende liderlik eksikliği var!"

Başka bir muhalefet vekili "Maliye Bakanı derhal istifa etmeli!" diye seslendi Başkana.

Muhalefete yakın bir yorumcu ise bakın Başkana nasıl yüklendi: "Sen şimdi bir yakalama kararı çıkarırsın bu şirket hakkında!" Ahali bile şaşırmıştı. Tamam, kayyum geliyor yorumları yapılıyordu.

Piyasa analistleri kaygılıydılar: "Bu iş Merkez Bankasını faiz artışına zorlayabilir!"

Başka bir analist şöyle dedi: "Bizde son on yıldır açık hep yüksek zaten; bu karar fazlasıyla politik!"

Borsa hemen düştü tabi. Devlet tahvilleri hiç etkilenmedi, hatta değer kazandı. Ülke parası da euro ve pound karşısında değer kazandı. Piyasalar rating indirimini pek önemsememiş gibiydi.

Ama dananın kuyruğu birkaç gün sonra koptu. Adalet Bakanlığı rating şirketi hakkında inceleme başlattı.

Çok geçmeden hükümetin tazminat davası geldi: Ülkeyi zarara uğratmaktan 5 milyar dolar...

Hikayenin geri kalanını merak edenler eski haberleri açıp okuyabilirler. Ekonomiye uzak olanlar için hemen bir hatırlatma yapalım. Tüm bunlar ülkemizde yaşanmadı. ABD'nin 2011'de notunun düşürülmesi sonrasında ABD'de yaşandı. Anlatılan hikaye ve aktörler tamamen gerçektir. Hatta söylenilen sözler ve yapılan yorumlar bile hemen hemen bu kıvamdadır.

Bizdeki yorumların da benzer olması dikkatinizi dağıtmasın. Bu rating işi dünyanın her yerinde maalesef böyle. Fazlasıyla çığırtkanlık içeriyor ve gerçeklikten kopuk. O nedenle gereğinden fazla abartmaya hiç gerek yok.

Ekonomistlere göre deprem neden oluyor?


Son günlerdeki deprem haberleri yine herkesi tedirgin etti. Depremi haber veren bir sistemi maalesef hala hayata geçirebilmiş değiliz. Deprem korkusu evrensel bir korku olarak varlığını sürdürmeye bir süre daha devam edecek gibi görünüyor.

Ekonomi bilimi hayatın her sorununa çözüm bulabileceği ile övünüyor. Ne dersiniz, acaba depreme de çözüm bulabilir mi?

Elbette ki!

Ekonomistlere göre deprem neden oluyor?

Adam Smith
Camianın "Edim" değil "Adam" Smith olarak tanıdığı modern kapitalizmin fikir babasına göre depremin tek sebebi görünmez eldir. Zaten depremin olacağı evimize bedeva ekmek ve makarna getiren iyi niyetli fırıncının gelişinden belliydi.

Karl Marx
Foucault'nun, "bu dünya insanlarının birbirleriyle şey etmesinin tarihidir," dediği Karl Marx'a göre depremin tek nedeni asgari ücretle çalıştırılan ve bir de üzerine bireysel emeklilik hesabı açtırılan işçilerdir. Zavallı işçi katkı payı ile parası buharlaşırken, katkı payı ile katı olan her şeyin buharlaşacağını da anlamış oluyor.

Ludwig von Mises
Ona göre Marx deprem işinden hiç anlamıyor. Depremin sebebi emeğin kapital ile yönetilmemesidir. Hatta bu hususta çok ciddidir: Her kim yaşamayı ölüme, mutluluğu çile çekmeye, huzuru ızdıraplara tercih etmekte ise üretim araçlarındaki özel mülkiyeti hiç tavizsiz savunmalıdır. Yani kısaca demek istiyor ki; ver malı ellere, vur popoyu yerlere!

John Maynard Keynes
Keynes'e göre depremin sebebi devletin müdahale etmemiş olmasıdır. Eğer devlet müdahale etseydi deprem olmazdı. Bu basın açıklamasının ardından kendisine, "Depremle devletin ne ilgisi var?" diyen gazeteciye de aynen şu yanıtı vermiştir: "Beğenmiyorsan, kendi teorini kendin yaz."

Milton Friedman
Bu sözden kendisine vazife çıkaran Friedman, Keynes'e tavır alarak aynen şöyle demiştir: "Depremin sebebi devletin müdahale etmesidir. Devlet müdahale etmeseydi deprem olmazdı." Bedava öğle yemeğinin olmadığını devletin müdahalesinden anlamış oluyoruz.

Thorstein Veblen
Veblen'e göre karakteri bozuk kültürsüzler, gösteriş amaçlı tüketim, özel mülkiyet ve parası bol aylaklar depremin alametidir. Veblen oldukça karamsar bir ekonomisttir. Artık küçük buhranlar olmayacak, büyük buhranlar olacak diyerek büyük bir deprem beklediğini de her fırsatta belirtmiştir.

Herbert Simon
İnsan beyninin yetersizliğini ekonomi alanında ilk fark eden oydu. "İnsan beyni kısıtlı çalışır; her şeyin cevabını bilemez; atar tutar; o zaman ben de atayım," diyerek depremin asıl sebebini şöyle özetlemiştir: "Deprem ateistler yüzünden oluyor." Neden mi? Çünkü eğer bir sofuysan böyle bir açıklamadan çıkar elde ediyorsun da o yüzden.

Nouriel Roubini
Roubini'ye göre depremin sebebi çok fazla kişinin konut kredisi alması ve sonra da taksitlerini ödeyememesidir. Hatta bu durum deprem değil kıyamettir. Beklenen İstanbul depremini şu an dünya üzerinde bilecek ikinci kişi muhtemen Roubini'dir; Allah karamsar yorumlarına zeval vermesin! İlk kişi mi? Elbette ki Ağaoğlu; evler satılmazsa depremin şiddetini sen seç artık!

Thomas Piketty
Dünyada hiç kimsenin baştan sona okuyup bitiremediği ilk best-seller ekonomi kitabını yazan ekonomisttir. Ülkemizdeki binlerce kişinin de "Şu çılgın Türkler" zannedip kitabı satın aldığı, 50 sayfa okuyup rafa kaldırdığı bilinmektedir. İşte, bu efsane ekonomiste göre depremin sebebi faiz yiyenlerdir. Neymiş, faiz oranı büyüme oranından büyükse zengin daha zengin olurmuş. Hadi ordan! İlk bir milyonu sorma, gerisini anlatayım.

Daniel Kahneman
Davranışsal finansı başımıza musallat eden bu ekonomiste göre depremin sebebi ekonomik içgüdüleri ile karar vererek sahip olduğundan daha çok harcayan insanlardır. Bu görüşünü de deneysel bir örnekle şöyle açıklıyor: "Kadın giyim reyonunu ikinci kata değil de giriş katına, erkek giyim reyonunu giriş kata değil de ikinci kata koyarsanız depreme neden olursunuz." Hamdolsun, bizde hepsi doğru yerde!

George Akerlof
Akerlof'a göre deprem asimetrik bilgi meselesidir. Çarpık arabayı yeni fiyatına satan dolandırıcı satıcılar yüzünden olur. İyi de canım abim, biz zaten geliş fiyatına bırakıyoruz. Bırak bu ayakları, olası depremin tek nedeni senin eşindir. Janet Yellen faizi arttırırsa yedi nokta sekiz ile sarsıldık demektir.

Gary Becker
Bu ekonomistimize göre deprem tahminciliği işi çok abartılmıştır. Bu hususta şöyle der: İki tip (deprem) tahminci vardır; bilmeyenler ve bilmediğini bilmeyenler. Hatta daha da ileri gider ve şunu ekler: "Deprem tahminciliği (iktisat) mesleği, kelimeleri özenle seçiyorum, iflas etmiştir. Ya Topraam, ayıp oluyor ama!

Frederic Bastiat
Bastiat, konuya farklı bir bakış açısından bakar ve hükümete bir dilekçe yazar. Dilekçe aynen şöyledir: "Ekonomik, finansal, siyasi, ahlaki ve bilimum krizlerin üreticilerinden hükümete dilekçe; depremin sebep olduğu haksız rekabeti derhal kaldırınız. İmza, ekonomistler."

Depremsiz ve ekonomistsiz bir hayat dileklerimizle...

Bu finans sistemi herkesi şaman yapar!

01:05 Posted by Hacker62 , , , No comments
Şaman
Bankaların aldığı faize bir eleştiri de Başbakandan geldi. Faizlerin düşürülmesi gerektiğini vurgulayarak, "Ya bunu kendiliğinizden yaparsınız, ya da bunu size yaptırırız," dedi. Kararlılık yüksek görünüyor. Ne dersiniz, sizce faizler bu kez düşürülebilecek mi?

Modern antropolojinin kurucusu kabul edilen Alman antropolog Franz Boas, Vancouver Adasında binlerce yıldır yaşayan Kwakiutl yerlilerinin en büyük şamanı Quesalid'in (Kesalid olarak telaffuz ediliyor) hikayesini anlatır. Yerli kabilelerde şamanlar rahip, doktor ve bir rock yıldızı karışımı iyi para kazanan kişilerdir.

Kesalid gençliğinde asi bir adamdır ve şamanların zenginliklerine öfkelidir. Ona göre şamanlar düşkün, savunmasız ve akılsız kişilerin sırtından geçinen sahtekarlardır. Kesalid şamanların foyalarını ortaya çıkaracak bir plan yapar: önce güvenlerini kazanarak sırlarını öğrenecek, sonra da bunları açığa vurarak onları güçlü konumlarından edecektir. Hemen işe koyulur.

Kabilesindeki şamanlardan biri onu çıraklığa kabul eder. Beklenildiği gibi Kesalid'e öğretilenler aldatma üzerinedir. Kesalid kısa sürede tüm teknikleri öğrenir. Tüm şamanlık ritüeli bir kandırmaca üzerine kuruludur. Artık öğrendiklerini herkese duyurarak şamanları tahtından etmenin zamanı gelmiştir.

Fakat tam o anda beklenmedik bir şey olur. Kesalid'in şaman çıraklığı yaptığı duyulur ve bir aile hasta oğullarının iyileştirilmesi için Kesalid'ten yardım ister. Ailenin çaresizliğini gören Kesalid bu isteği geri çeviremez. Şamanın yanında öğrendiği aldatma tekniklerini kullanarak çocuğu tedavi eder. Bunun karşılığında büyük hediyelere boğulur.

Kesalid istemeden de olsa şaman çıraklığından şamanlığa geçmiştir. Ama bundan daha önemlisi şamanlara muhalifken bir anda büyük bir şaman olup çıkmıştır.

Şüphesiz ki Kesalid'in hikayesi bizimkinden bambaşka bir topluma aittir. Ne dersiniz, sizce de öyle mi?

Kesalid'in ayrıntılı hikayesini merak edenler Ian Leslie'nin çok satan kitabı Doğuştan Yalancı'yı (Born Liars) okuyabilirler. Biz baştaki konumuza geri dönelim. Ülkemizde faiz indirmesi istenilen bankalar, ki bunların devlet bankaları dışında kalanlar olduğunu düşünüyoruz, neredeyse tamamına yakınının yabancı bankalar olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Yani sahipleri dünyanın en büyük finans kuruluşları olan bankalar. Hani aylardır yöneticilerimizin Amerika Avrupa demeden peşlerinden koşturduğu ve Türkiye'nin ne kadar yatırım yapılabilir bir yer olduğunu anlatmaya çalıştığı finans kuruluşları. İngilizce bilen tüm yöneticilerimizin dilleri döndüğünce ülkemiz finans piyasasının mükemmelliğini anlattıkları finans kuruluşları. İşte, şimdi o finans kuruluşlarına Türkçe diyoruz ki, faizi düşür.


Eğer politik kapitalizm ve finans sisteminin nasıl işlediği hakkında birazcık bilgi sahibiyseniz faizin indirilip indirilmeyeceğini zaten anlamışsınızdır. İlave bir yoruma gerek yok sanıyoruz. Biz sadece Kesalid'in hikayesine son noktayı koyalım: Bu finans sistemi herkesi şaman yapar!

23 Nisan 2015 Perşembe

İktisat şarap gibidir, ayyaş yapabilir!

18:52 Posted by Hacker62 , , , No comments
Şarap
Piyasaların ve ekonominin karmaşık yönlerini halka anlatabilecek ekonomistlere ülkemizde ender rastlanıyor. Dilbilimsel kurallar ve dilsel performans ekonomi yorumculuğunun vazgeçilmezi olduğu için kurgusal bir yorumlama anlayışı hakim durumda. Bu karmaşık dili anlamakta güçlük çeken vatandaş ise bilgiye değil, bu bilgi karşısında diğerlerinin vereceğine inandığı tepkiye tepki vermeyi finansal karar olarak değerlendiriyor. 

Bu karmaşık ortamı yaratan hiç şüphesiz başta ekonomi basını, ardından şöhretli ekonomistler ve ekranlardan eksik olmayan "sevimli" piyasa yorumcuları. Hepsinin konusunda uzman olduğunu ve ekonomiden iyi anladığını düşünebilirsiniz. Sonuçta ortada piyasa oyununu geçerli bir yorum modeline dönüştürmüş bireyüstü bir uzlaşı var. Bu başarıyı hak edenlerin kutsanması gerekmez mi?

Bugün dünyada ekonomistler kadar kolay ve bol para kazanan bir meslek varsa o da şarap tadıcılığı yapan degüstatörlerdir. Mesleğin özü koklama, tatma ve görme duyuları ile duyusal analiz yapmaya dayanır. Şarap tadıcılarının yorumları genellikle şöyledir: "Bana göre bir Syrah’ın olması gerektiği gibi, parfümlüymüşcesine son derece meyvemsi aromaları olan, orta gövdeli, tanenleri belirgin, yuvarlak ve içimi keyifli bir şarap." Bugünkü ekonomi yorumculuğunu düşündüğünüzde yapılan yorum neredeyse aynı tarzda. Mesela şu ekonomik yorumda olduğu gibi: "Eğer bu seviye herhangi bir sebeple hızlı bir şekilde aşılacak olur ise ortada kriz olmasa da kriz algısı güçlenecek ve dolar/TL’de 2.70 tahminleri havalarda uçuşabilecek." Dikkat ettiyseniz ekonomistimiz kokluyor, tadıyor, görüyor; sanırsın ekonomist değil degüstatör. 

Şarap tadıcılarının da tıpkı ekonomi yorumcuları gibi kolay para kazandıklarını söylediğimiz için her iki meslek grubunda da eleştirenler olacaktır mutlaka. O mesleği yapmak için ne kadar bilgiye ihtiyaç var, biliyor musun sen gibi yukarıdan bakan soruları soranlar da çıkacaktır. Ama bir şeyi gözden kaçırıyorlar: Önemli olan ne kadar çok bilgiye sahip olduğun değil, o bilgiyi işleyerek nasıl bir sonuca ulaştığındır.

Bordeaux Üniversitesi Psikoloji Bölümü bilim insanlarından Dr.Frederic Brochet de bizim gibi düşünecek olsa gerek ki, şarap tadıcılarının mesleklerinde ne kadar bilgi sahibi insanlar olduğunu ortaya koymak için bir deney tasarlar. Brochet deneyde ülkenin en ünlü 57 şarap uzmanına bir kadeh kırmızı ve bir kadeh beyaz şarap sunup, tatlarının neye benzediğini sorar. Fakat şaraplarda bir tuhaflık vardır. Her iki şarap da aslında aynı beyaz şarap olup sadece birinin rengi boya maddesiyle kırmızıya dönüştürülmüştür. Uzmanlarımız gayet kendilerinden emin şekilde, şarabın ezilmiş kırmızı meyvesinin harika olduğunu ve nefis bir kırmızı şarap olduğunu söylemişlerdir. 57 uzmandan bir teki bile şarabın aslında beyaz şarap olduğunu söyleyememiştir.

Bu durum Dr.Brochet'in aklına şeytanca bir soru getirmiştir: Acaba bu uzmanlar şaraptan anlamıyorlar mı? Bu sorunun yanıtını öğrenmek için bir deney daha tasarlar. Bu kez uzmanlara tatmaları için iki şişe şarap verir. Şaraplardan biri son derece kaliteli bir marka, diğeri ise ucuz bir markadır. Ama şeytanlık her iki şişeye de aynı ucuz şarabın konmasındadır. Uzmanlarımız ucuz şarap şişesindeki şaraba tahmin edileceği gibi kötü puan verirler. Ama şaşırtıcı olan kaliteli görünüşlü şaraba yaptıkları yorumlardır. Uzmanlar şarabı, "hoş, yıllanmış, dengeli, karmaşık ve tatlı" gibi sözcüklerle tanımlarlar ve yüksek puan verirler. 57 uzman içinden sadece 12'si şarabın ucuz şarap olduğunu anlayabilmiştir. Yani uzmanların %80'si ucuz şarabı bile tanıyamamıştır. Tıpkı %100'ünün beyaz şarabı kırmızıdan ayırt edememesi gibi. 

Dr.Brochet yaptığı deneyle, belki insanlık tarihi için önemli bir adım atmadı ama kepazelik tarihi için önemli bir dönüm noktası yarattı; şarap tadıcılarının aslında bir uzman değil, iyi birer demogog olduğunu. 

Aslında bugün ekonomi yorumculuğu da bize Dr.Brochet'in ulaştığı sonuçları düşündürmektedir. Her derde deva ilaç ve boş reçeteler sunan demogogların ve retorik uzmanlarının mesleği haline gelen bir ekonomi yorumculuğumuz var. Bilginin ve anlamlandırmanın yerini zeka ve dilin aldığı evrensel uzlaşılı bir yorumlama şekli. Rastlantısallığın hakim olduğu her duruma hızlı cevaplar yetiştirebilen boşboğazların iyi yorumcu kabul edildiği bir sistem. 

Unutulmaması gerekir ki, bugünkü bilgi çağında önemli olan ne kadar çok bilgiye sahip olduğun değil, o bilgiyi işleyerek nasıl bir sonuca ulaştığındır. Yoksa bilgi de şaraba benzer. Çok fazla alırsan kafayı "kıyak" yapar. Bağını (finansal kuruluşları), üzümünü (enstrümanı), taşını (Merkez Bankasını), toprağını (piyasayı) ya da fıçısının ağacını (şirketin PD/DD'sini) bilmen, şaraptan (ekonomiden) anlıyor olduğun anlamına gelmez. Zaten anlasan bu kadar çok (boş) konuşmazdın.

Aman dikkat et, iktisat şarap gibidir, ayyaş yapabilir!

10 Ocak 2015 Cumartesi

Ekonomide Tahminler Niçin Tutmaz?

10:16 Posted by Hacker62 , , , , , , No comments
Türkiye ekonomisinin 2002 - 2014 arasındaki görünümünü iki tablo ile yorumsuz olarak ortaya koyalım.

2002
2003
2004
2005
2006
2007
2008
Enflasyon
29,8
18,4
9,3
7,7
9,6
8,4
10,1
Faiz
63,9
46,4
24,8
16,1
18,0
18,4
19,2
Büyüme
6,2
5,3
9,4
8,4
6,9
4,7
0,7
İşsizlik
10,8
11,0
10,8
10,6
10,2
10,3
11,0
Bütçe Dengesi/GSYH
-11,2
-8,8
-5,4
-1,5
-0,5
-1,6
-1,8
Cari Denge /GSYH
-0,3
-2,5
-3,7
-4,5
-6,0
-5,8
-5,4
2009
2010
2011
2012
2013
2014
Enflasyon
6,5
6,4
10,5
6,2
7,4
8,2
Gerçek
Faiz
11,7
8,5
8,7
6,4
10,1
8,0
Gerçek
Büyüme
-4,7
9,2
8,8
2,2
4,0
3,0
Tahmin
İşsizlik
14,0
11,9
9,8
9,2
10,0
10,5
Tahmin
Bütçe Dengesi/GSYH
-5,5
-3,6
-1,3
-2,2
-1,2
-1,0
Tahmin
Cari Denge/GSYH
-2,0
-6,2
-9,7
-6,1
-7,4
-5,6
Tahmin

2014 yılı için enflasyon ve faiz dışındaki göstergeler tahmindir. Buna göre 2002 ile 2014 arasında Türkiye ekonomisinin yıllar itibariyle durumu şöyle ortaya çıkıyor.

Yıllar
Ekonomik Durumun Özeti
Açıklama
2002
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 6,2) + Enflasyon (% 29,8)
2003
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 5,3) + Enflasyon (% 18,4)
2004
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 9,4) + Enflasyon (% 9,3)
2005
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 8,4) + Enflasyon (% 7,7)
2006
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 6,9) + Enflasyon (% 9,6)
2007
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 4,7) + Enflasyon (% 8,4)
2008
Stagflasyon  
Büyüme (% 0,7) + Enflasyon (% 10,1)
2009
Slumpflasyon
Küçülme % - 4,7) + Enflasyon (6,5)
2010
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 9,2) + Enflasyon (% 6,4)
2011
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 8,8) + Enflasyon (% 10,5)
2012
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 2,2) + Enflasyon (% 6,2)
2013
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 4,0) + Enflasyon (% 7,4)
2014
Enflasyonlu Büyüme
Büyüme (% 3,0) + Enflasyon (% 8,2)

Tanımlar:
Enflasyon: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artmasıdır.
Büyüme: GSYH’nın bir önceki döneme göre reel olarak artış oranıdır.
Stagflasyon: GSYH büyümesinin durmasına karşılık enflasyonun devam etmesi olgusudur. (2008 yılındaki yüzde 0,7’lik büyüme durgunluk olarak alınmıştır.)


Slumpflasyon: GSYH’nın küçülmesine karşılık enflasyon oluşması halidir.

Alıntır: Mahfi hoca