Ekonomik ve Mali Analiz

merkez bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merkez bankası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2015 Cuma

6 adımda Merkez Bankasını eleştirme kılavuzu!

11:32 Posted by Hacker62 , , , No comments
Son günlerin ana eleştiri konusu Merkez Bankası. Politikalarını eleştirmeyen kalmadı. Devlet yöneticilerinden şirket yöneticilerine, televizyon yorumcularından sosyal medyaya herkes Merkez Bankasını eleştiriyor. Bağımsızlığı, faiz kararları ve politikaları herkesin ağzında sakız. Bugün bizim "berber" bile sosyal medyadan tweet atmış, Merkez Bankası yanlış yapıyor diye. Hal böyle olunca ahaliye biraz yardım edelim dedik. Merkez Bankasını eleştirmek isteyenlere yol yordam gösterelim istedik. 

Her yaştan insanın rahatlıkla Merkez Bankasını eleştirebilmesi için bir kılavuz oluşturduk. Aşağıdaki 6 yöntemi kullanarak siz de kolaylıkla Merkez Bankasını eleştirebilirsiniz. 

1- Para basmazsan basma, senin parana kalmadık!
Senin piyasalara süreceğin paraya hiç ihtiyacımız kalmadı. Sağolsun, Avrupa Merkez Bankası(ECB) ile ABD Merkez Bankası (Fed) durmadan para basıp piyasaları rahatlatıyorlar. Onlar bastıkça bizim burada yağlarımız eriyor. Borcumuz azalıyor, cari açığımız düşüyor, paramız değer kazanıyor. Daha ne olsun?

2- Faizi düşürmezsen düşürme!
Canını sıkmak gibi olmasın ama bizim halkımız %100'lerle borçlanmaya alışıktır. Bugünkü %10-15'ler ona sinek vızıltısı gelir. %15'ten kredi ver, dünyayı satın alacak milyonlar bulursun bu ülkede. Sen şimdi kalkmışsın, yarım puan düşürsem mi, düşürmesem mi diye kafa yoruyorsun. 1,3 trilyon kredi çekmişiz bankalardan, faizi yüksek bulsak çeker miydik sence? Keyfin bilir, düşürmezsen düşürme! 

3- Banknot üretmezsen üretme!
Valla, ne yalan söyleyeyim, banknota kimsenin ihtiyacı kalmadı. Maaşlar yatar yatmaz kiradır, kredi kartıdır, kredi taksididir derken hesapta para kalmıyor. Kalan bozukları alıyoruz gerçi ama, sırf bu yüzden 200 liralık banknot basmana gerek yok. Her on kişiden 200 liralık banknot gören bir kişi çıkar mı acaba? Ya da 200 liralık banknotu görünce tanıyan? Peki ya üzerinde kimin resminin olduğunu bilen? Dur bir ipucu vereyim: "Bir sen kalmışsın, bir de yaradan; sen de çekil aradan; kalsın yaradan!" Cevap para ya da Merkez Bankasıdır diyorsun, mantıklı cevap ama doğru değil; doğrusu Yunus Emre olacaktı.

4- Fiyat istikrarını sağlamazsan sağlama!
Sen ne dersen de, bizim halkımız domatesi bu hafta 1 liradan, gelecek hafta 5 liradan almaya alışıktır. %500 fark onun gücüne gitmiyorsa, senin hiç gitmesin. Petrol fiyatları bile %50 düşerken, her şeyin fiyatı da ona bağlıyken, senin yaratacağın fiyat istikrarına pek ihtiyacımız kalmadı. Çin'den telefonu, tekstili, ucuz buğdayı da aldık mı fiyatlar öyle bir istikrara kavuşur ki, evelallah dünyaya istikrar bile ihraç ederiz.

5- Bankaların son kredi mercii olmazsan olma!
Bankaların son kredi merciiymişsin; sıkışınca hepsi sana gelirmiş... Gücüne gitmesin ama, bankalarımızın hepsi yabancıya satıldı. Sıkışırlarsa kendi ülkelerinin merkez bankaları senden önce yardıma koşarlar. Hatırlarsın Fortis adında bir banka vardı bir zamanlar, batıyordu. Sen daha ne oluyor demeden, kendi merkez bankası "Hızır" gibi yetişti mübarek. Ne yalan söyleyeyim, ben zaten merkez bankasının zeki ve çevik olanını severim. 

6- Büyümeyi sağlamazsan sağlama!
Şu aralar senin büyüme planlarına hiç ihtiyacımız yok. Apartman, site, AVM, havaalanı derken zaten büyüyüp duruyoruz. Yine büyüyemedik kentsel dönüşüm yaparız. O da yetmedi, yıkıp yeniden yaparız. Yani sonuçta kesinlikle büyürüz. Bize büyümek için inşaat yeter!

Bu yazıyı ciddiye alanlar olabilir, o nedenle hemen söyleyelim, bu yazı sadece karamizah olsun diye yazıldı. Merkez Bankasının politikaları, bilgi ve değerlendirme kudreti yeterli olmayan sokaktaki vatandaş tarafından tartışılmaya başlandıysa, bir sonraki hareketin ne olacağını düşünmek bile üzücüdür. Yazık!

10 Ocak 2015 Cumartesi

Rusya Sorunu

10:41 Posted by Hacker62 , , , No comments
Rusya Ekonomisinde Son Gelişmeler
Rusya ekonomisi iki ciddi tehdit altında bulunuyor: (1) Kırım’a yaptığı müdahale sonrasında ABD ve AB’nin koyduğu ekonomik ambargo, (2) Petrol fiyatlarında yaşanan düşüş. Bu iki gelişme Rusya ekonomisini büyük sıkıntıya soktu ve Rus Rublesi hızla değer kaybetti. Haziran başında 1 USD = 34 Ruble ederken, 16 Aralık’ta bu parite 1 USD = 69 Ruble’ye düştü (burada ele aldığım oranlar gün sonu değerleridir. Yoksa gün içindeki değerlerde 1 Doların 80 Ruble’ye kadar geldiği oldu.) Rusya Merkez Bankası bu hafta içinde önce faizi yüzde 10,5’tan yüzde 17’ye çıkardı, ardından da döviz rezervlerinden döviz satarak piyasaya müdahale etmeye başladı. Bu hamle sonunda Ruble bir miktar toparlandıysa da (ben yazımı yazarken 1 USD = 65,8 Ruble olmuştu) henüz toparlanmaktan oldukça uzak görünüyor.  

Aşağıdaki grafik Haziran ayından bu yana Dolar Ruble paritesindeki gelişmeyi ay sonları itibariyle gösteriyor.


Grafikte aşağıya doğru dönüş noktası Rusya Merkez Bankasının rezervlerinden piyasaya döviz satışına başlamasıyla oluşan durumu gösteriyor.

Türkiye Ekonomisiyle Karşılaştırma
Rusya ekonomisini gözümüzde canlandırabilmemiz için Türkiye ekonomisinin büyüklükleriyle karşılaştıralım (Kaynak: The Economist ve IMF, WEO.)

2014
Türkiye
Rusya
Açıklama
GSYH (milyar USD
820
2.097
2013
Büyüme (%)
3,0
0,6
9 aylık verilere göre 2014 yıllık Tahmin
İşsizlik (%)
10,5
5,1
TÜR Eylül, RUS Ekim 2014
Enflasyon (%)
9,2
9,1
Kasım 2014
Bütçe Dengesi (%)
-1,4
0,4
Yıllık tahmin
Cari Denge (%)
-5,6
2,9
Son verilere göre yıllık tahmin
Rezervler (milyar USD)
132
419
TÜR Aralık, RUS Kasım 2014
CDS Primi
214
552
15 Aralık 2014
Kredi Notu (Moody’s)
Baa3 negatif
Baa2 Negatif
17 Aralık 2014

Türkiye’nin 2,5 katı büyüklükte ve doğal kaynak zengini olan Rusya, ambargodan ve petrol fiyatlarındaki düşüşten sonra ciddi sorunlarla karşılaşmaya başladı. Her ne kadar ekonomik görünümü şimdilik iyi ve rezervleri yüksek görünse de bir süre sonra ekonomik zorlukların artması kaçınılmaz görünüyor. Özellikle Ruble’deki değer kaybı Rusya ekonomisini çok etkiliyor. Ekonomik ambargonun devam etmesi ve petrol fiyatındaki düşüşün bu düzeyde kalması halinde bütçe fazlası ve cari fazlanın kısa sürede erimesi kaçınılmaz.

Aşağıdaki grafik, Fed’in 2013 Mayıs ayında tahvil alımını azaltma yönünde yaptığı ilk açıklamadan bu yana Rusya ve Türkiye’nin CDS primlerindeki gelişmeyi gösteriyor.


Rusya’nın riskleri 2014 yılının ortalarına kadar Türkiye risklerinin altında kalmış iken Rusya’nın Kırım’a müdahalesi sonrasında işler tersine dönmüş ve Rusya riski Türkiye riskini aşmış. Grafikte son dönemde yaşanan artış da petrol fiyatlarındaki hızlı düşüşün etkisini ortaya koyuyor.  

Rusya – Türkiye Ekonomik İlişkileri Nasıl Etkilenir?
Rusya ile Türkiye arasında toplam 30 milyar doların üzerinde (2013 yılı toplamı 32 milyar dolar) dışticaret ilişkisi bulunuyor. Türkiye’nin ihracatı yaklaşık 7 milyar dolar, ithalatı ise yaklaşık 25 milyar dolar. Türkiye, Rusya’ya gıda maddeleri tekstil ve konfeksiyon ürünleri, deri, kürk, makine ve teçhizat, otomobil ihraç ediyor, Rusya’dan  petrol,  doğal gaz, kömür, makine aksam ve parçaları, demir çelik, kimyasallar ve gübre ithal ediyor. Türkiye’ye gelen turistler içinde Ruslar 4,3 milyon kişiyle Almanlardan sonra ikinci sırada yer alıyorlar. Türk şirketlerinin Rusya’da 5 milyar doların üzerinde yatırımı bulunuyor.

Türkiye, ekonomik ambargoya katılmadığı için Rusya ile ekonomik ilişkileri aksamadan devam ediyor. Hatta ekonomik ambargoda yer almadığı için Türkiye lehine bazı gelişmeler olması da bekleniyor. Bunlar arasında doğal gaz fiyatında indirim, Rusya’nın Avrupalı ülkelerden aldığı bazı malları Türkiye’den alması gibi gelişmeler en fazla olması beklenenler. Ayrıca ilk bakışta Rusya’dan kaçan yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesi de söz konusu olabilir gibi görünüyor. Ne var ki kısa dönemde doğru görünen bu gelişmeler dönem uzadıkça avantaj olmaktan çıkabiliyor. Rusya’nın komşumuz olması bizi de riskli konuma düşürebiliyor. O nedenle Rusya’nın sıkıntıya düşmesinden elde edilebilecek gibi görünen yararlardan çok, normal duruma dönmesi bizim lehimize olabilir.    

Rusya’nın Dezavantajları ve Kozları
Rusya ekonomisini sıkıntıya sokan durumu ve gelişmeleri sıralayalım: (1) Ekonomi büyük ölçüde petrol ve doğal gaz gibi iki doğal kaynağa dayalı bulunuyor. Bu kaynaklardan elde edilen gelirlerde düşme yaşandığında ekonomi büyük darbe alabiliyor. Son dönemde yaşanan petrol fiyatı düşüşleri bunu açık bir şekilde gösterdi. (2)   Ekonomik ambargo, Rusya ekonomisine darbe vurmaya devam ediyor. Şimdiye kadar sergilenen tutumlar Rusya’nın pes edeceğine ya da ABD ve AB’nin ambargoyu kaldırabileceğine ilişkin bir gelişmeye işaret etmiyor. (3)   Putin ve Rusya bütünleşmiş görünüyor. Putin’in hatalı davrandığını kabul etmesi ya da Rus halkının Putin’i hatalı bulup onu göndermesi pek olası görünmüyor. Bu durumda ambargonun kalkması gündeme alınabilecek bir seçenek olmaktan uzaklaşıyor.

Şimdi de Rusya ekonomisinin kozlarını sıralayalım: (1)   Rusya Merkez Bankası’nın elindeki döviz ve altın rezervlerinin miktarı oldukça yüksek (TCMB’nin rezervleri GSYH’mızın yüzde 16’sı, Rusya Merkez Bankası’nın rezervleri GSYH’sının yüzde 20’si.)  Dolayısıyla bu rezervleri kullanarak zor günleri aşabilir. (2) Bugünlerde fiyatı düşmüş de olsa ileride yeniden artacağını düşünürsek Rusya’nın elindeki zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarının, konjonktürün yön değiştirdiği noktadan başlayarak ekonomiye canlanma katacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu da Rusya’nın bugünkü zorluklara direncini artırıyor. (3) Avrupa’ya doğalgaz sağlayan Rusya’nın, ekonomik ambargonun devamı halinde, kış ortasında doğal gazı azaltarak Avrupa’yı ciddi sıkıntıya sokması uzak da olsa olasılıklar içinde bulunuyor ve bu olasılık Rusya’ya güç veriyor. (4)   Rusya’nın elinde nükleer güç var. Soğuk savaşın en önemli kaynağı olan nükleer gücün, köşeye sıkıştığında, Rusya tarafından yeniden bir tehdit aracı olarak ortaya çıkarılması da olasılıklar içinde bulunuyor.


Bu yazıyı yazdığım an itibariyle dünya nefesini tutmuş iki gelişmeyi izliyor: (1) Fed, faiz konusunda ne karar alacak ya da ne gibi bir açıklama yapacak? (2) Rusya’da neler olacak, ne gibi sıkıntı ve yükler doğacak?

Not 1: Yazımı yayınladıktan sonra akşam saatlerinde kur 1 USD = 62 Ruble oldu. Rusya Merkez Bankasının müdahaleleri sonrasında toparlanma hız kazanmaya başladı.
Not 2: Yazımın yayınlandığı günün akşamı Fed toplantısının kararı açıklandı. Beklenti 2015 ortasına kadar faiz artışı olmayacağı yönünde. Açıklamada Rusya meselesinin ABD üzerindeki etkisinin sınırlı olacağı asıl etkinin AB üzerinde olacağı vurgulandı.

Alıntır: Mahfi hoca

19 Ekim 2014 Pazar

Merkez Bankası Faizi Hızla İndirse

05:34 Posted by Hacker62 , , No comments
Merkez Bankası’nın haftalık repo faizini (politika faizi) yüzde 4,50’den yüzde 10’a çıkarması sonrasında bir söylem gelişti. Bu söylem, Merkez Bankası’nın bu faizi derhal yeniden eski düzeyine indirmesine yönelik bir söylem. Bu sadece siyasetçiler ve konuya uzak vatandaşlar arasında kalmış bir söylem olsaydı fazla üstelemeden geçip gidiyordum. Ama son zamanlarda bu söylem ekonomi öğrencilerini, derken doktora öğrencilerini ve giderek meslekten iktisatçıları da etkisi altına almaya başladı. Bazı iktisatçılar “ne olacak yani düşürsek?” demeye başladılar. Önce şaka mı yapıyorlar diye bakıyordum ama bakarken fark ettim ki ciddiler. O zaman iş değişti. Bu işi bir kez daha bıkmadan usanmadan anlatmak gerekir diye düşündüm.  

Önce eldeki konuyla ilgili verilere bir göz atalım: (1) 12 aylık enflasyon yüzde 9,54. (2) TCMB Beklenti Anketi sonuçlarına göre 2014 sonu enflasyon beklentisi yüzde 8,89, 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 7,44. (3) 2014 için tahminlere göre yatırımların GSYH’ya oranı yüzde 20, tasarrufların GSYH’ya oranı yüzde 14, tasarruf açığı (aynı zamanda cari açık ve aynı zamanda dışarıdan bulmamız gereken finansman) yüzde 6. (4) 12 ay vadeli yatırılan tasarruf mevduatına verilen nominal faiz yüzde 9,5, tasarruf mevduatından kesilen gelir vergisi oranı yüzde 15, net nominal tasarruf mevduatı faizi yüzde 8. (5) Reel faiz yüzde 0,5[1] (yani yüzde yarım.) (6) Merkez Bankası’nın politika faizi (haftalık repo karşılığı borç verme faizi) yüzde 8,25, gecelik borç verme faizi yüzde 11,25.

Şimdi diyelim ki Merkez Bankası eski uygulamasına döndü ve politika faizini yüzde 4,5’e indirdi. Bu durumda bankalar Merkez Bankası’ndan yüzde 8,25 yerine yüzde 4,5 ile yani daha ucuza borçlanacaklar ve bir süre sonra yüzde 8 – 9 faizli mevduatı istemeyecekleri için mevduat faizlerini düşürecekler demektir. Daha ucuza borçlanacakları ve kaynak maliyetleri düşeceği için onlar da kredi faizlerini düşürebilecekler demektir. Ne var ki mevduatın ortalama vadesi 1,5 ay iken kredinin ortalama vadesi 1,5 yıl olduğu için bankalar mevduat faizlerini düşürdükleri hızla kredi faizlerini düşüremeyecekler.  

Diyelim ki bankalar da Merkez Bankası gibi yapıp mevduat faizlerini yüzde 4,5’e düşürmüş olsun. Bu durumda tasarruf sahibinin parasını TL olarak mevduatta tutmasının hiçbir anlamı kalmayacaktır. Çünkü reel faiz eksi 2,73[2] olmaktadır. Yani parasını bankada tutanlar bırakın faiz almayı anaparalarının satın alma gücünü kaybedecekler demektir. Bu durumda çoğu insan ya parasını bankadan çekecek ve farklı kaynaklara yönelecek ya da hiç değilse anaparasını korumak için mevduatını dolara ya da euroya döndürmek için bankasına talimat verecektir. Böyle bir gelişme sonucunda TL değer kaybedecek, kurlar yükselecek, yükselen kurlar enflasyonu artıracak demektir. Bu, devam ederse TL’den kaçış hızlanacak, TL mevduat azalmaya, dolarizasyon (para ikamesi) yerleşmeye başlayacak demektir. Kurların yükselmesini ve dolarizasyonu önlemek için faizleri yeniden artırmak gerekecektir. Ne var ki faizi bu şekilde indirip yükseltmek, yatırımcıların kafasında “bunlar ne yaptığını bilmiyor” biçiminde bir izlenim uyandıracağı için bu yükseltmenin o riski de kapsaması için daha da fazla olması zorunluluğu doğabilecektir.   

Tartışmanın bir yönü gelip Türkiye’deki enflasyonun türüne dayanıyor. Türkiye’de talep enflasyonu mu var maliyet enflasyonu mu? İç tüketim ve dolayısıyla iç talep düşük olduğu için enflasyonun altında yatan temel itici gücün maliyetlerdeki artışlar olduğu düşüncesi son derecede makul. Ne var ki maliyetler içinde faizin payı konusu karışık. Daha doğrusu faizin payının sanıldığı kadar yüksek olmadığı araştırmalarla kanıtlanmış bulunuyor. Bu durumda faizi düşürerek maliyetleri düşürmek ve dolayısıyla enflasyonu düşürme düşüncesi pek anlamlı değil. Maliyetleri asıl artıran şey kurlarda yaşanan artışlar. Dolar kuru 14 ayda 1,84’den 2,23’e geldi. Bu artış yüzde 21’den fazla bir artışı işaret ediyor. Faizler yüksek olduğu halde kurdaki artış bu durumda. Faizi düşürsek kurlar yükselir mi düşer mi? Bu koşullar altında yükseleceği kuşkusuz. Çünkü risklerin, jeopolitik nedenler başta olmak üzere, yükseldiği bir yerde getiri de düşerse o yere döviz girişi azalır ve dolayısıyla kurlar yükselir.

Ekonomik konulara futbol takımı tutar gibi bakılmaz. Ekonomi, çeşitli çelişkileri, sorunları olsa da bir bilimdir. Bilimsel konulara, bilimsel bakılmaz ve ona göre davranılmazsa sonuçları acı olabilir.  



[1] Reel faiz = ((1 + Net Nominal Faiz) / (1 + Beklenen Enflasyon) – 1) * 100
Reel faiz = ((1,08) / (1,0744) – 1) * 100  = % 0,5 (artı)
[2] Reel faiz = ((1,045 ) / (1,0744) – 1) * 100 = % 2,73 (eksi)