Ekonomik ve Mali Analiz

23 Nisan 2015 Perşembe

Ekonomimiz çok iyi ama istatistik lobisi berbat!

istatistik
"Ekonomimiz çok iyi... Eskiden çok kötüydü... O günleri tekrar yaşamayalım... Ekonomik istikrarımız bozulmasın..." gibi bir düşünce tarzı yerleşik bir olguya dönüşmüş görünüyor. Milli gelirin ne olduğunu bile bilmeyen birçok insan ekonominin iyi olduğunu söylüyor. Ne tür bir değerlendirme yaptıklarını bilemiyoruz. Mutlaka düşüncelerini teyit eden verilere sahiptirler. Bizim asıl merak ettiğimiz ekonomimizin ne kadar iyi olduğu. Tamam iyi de, ne kadar iyi? İşte bu sorunun yanıtını bulmak için istatistiklere bakalım dedik. 

Dünya Bankasına her ülke tarafından bildirilen istatistikleri baz alarak ekonomimizin ne kadar iyi olduğunu tespit ettik. Değerlendirmeyi sizlere bırakıyoruz. İşte sonuçlar:

1- Dış Borç Miktarı
Borcun yüksek olmasının, hele hele dış borcun yüksek olmasının ne kadar tehlikeli bir durum olduğunu açıklamaya gerek yoktur herhalde. Bir ülkenin en temel zayıflık göstergelerinden biri kabul edilir bu rakam. Dünya Bankasına son bildirim tarihi olan 2013 yılı verileri itibariyle değerlendirildiğinde, ülkemizin dış borcu 388 milyar dolar. Bu rakam bizi dünyanın en borçlu 5. ülkesi yapıyor. Gerçekten tedirgin edici bir durum. Dünyanın en borçlu 5. ülkesiyiz. Umarız herkes rahat uyuyordur.

2- Enflasyon
Çok şükür enflasyon canavarını yendik. Bu tekerlemeye inanmayan yoktur herhalde. %10'un altında olan enflasyon oranımızla gurur duyuyoruz. Peki, dünyada durum ne? 2013 yılı verileri itibariyle %7,6 enflasyon oranıyla dünyanın en kötü 153. enflasyonuna sahip olduğumuzu biliyor muydunuz? Şimdiki oranın bundan yüksek olduğunu düşününce sıralamadaki yerimizi düşünmemek en iyisi. Dünyada enflasyon diye bir şey kalmamış ama biz hala enflasyonu yendik diye seviniyoruz. Ortaçağın veba belasını yendiğimize sevinenler de olacaktır mutlaka, çünkü yaşadığımız çağı tam olarak anlayamamak gibi kronik bir hastalığımız olabilir. Her ne olursa olsun, dünyanın en berbat enflasyon oranına sahip 153. ülke olmak pek de sevinilecek bir şey olmasa gerek.

3- İhracat
Güçlü ülke ihracat yapan ülkedir hiç şüphesiz. İhracatın milli gelir içindeki payı ne kadar yüksek olursa o kadar güçlü olursunuz. İhracatımızın yüksekliği en büyük övünç kaynaklarımızdan biri. Fakat orana baktığımızda durum hiç parlak değil. 2013 rakamlarıyla ihracatımızın milli gelirdeki payı %26. Bu oran bizi dünyanın en kötü 38. ülkesi yapıyor. Görüyorsunuz, büyüyoruz ama ihracatla değil, Çin'den gelen malları satın alarak. 

4- Yabancı Yatırım
Bir ülkeye ne kadar çok yabancı yatırım gelirse işsizlik o kadar azalır ve ülke o kadar hızlı kalkınır. İyi "pazarlanan" ülkemize de çok fazla yabancı yatırım çektiğimiz söyleniyor. 2013 rakamlarıyla bu tutar 13 milyar dolar. Bu rakamla en çok yatırım alan dünyadaki 22. ülkeyiz. Yatırım cenneti olduk dediğimiz alanda bile 22. sıradayız. "Gevşeme" turizmiyle ünlü Tayland bile bizden daha çok yatırım çekmiş.

5- Araştırma-Geliştirme Harcamaları
Kabul edilen görüşe göre ne kadar çok araştırma geliştirme harcaması yaparsanız, gelecekte o kadar güçlü olursunuz. Sıklıkla gelecek hayalleri üzerine kurduğumuz bir siyaset anlayışımız da var. Bu kadar çok gelecekten konuşan bir ülkede Argeye önem verilmesi gerekir, öyle değil mi? Ama rakamlar pek öyle söylemiyor. Arge harcamalarımızın milli gelire oranı 2011 yılında %0,86. Sonraki yıllarda Dünya Bankasına veri göndermemişiz. Umarız şu anda daha yüksektir. Ama 2011 rakamlarıyla dünyanın en kötü 45. ülkesiyiz. Geride bıraktığımız ülkeler adı duyulmamış ada kolonileri ile Afrika ülkeleri. 

6- Teknik Eleman Sayısı
Araştırma geliştirmeyi teknik eleman yapacak elbette ki. Şu an belki arge yatırımlarımız düşük ama gelecekte iyi olacak, yatırıma başladık, diyebilirsiniz. Öyleyse bakmamız gereken rakam ne kadar teknik eleman çalıştırdığınız. 2011 yılı verileriyle her bir milyon kişiden sadece 173 kişi teknik eleman statüsünde araştırma geliştirme faaliyetlerinde çalışıyor. Bu oranla dünyanın en kötü 18. ülkesiyiz. Bostwana bile bizden ileride.

7- Yüksek Teknoloji İhracatı
Teknoloji çağında olduğumuzdan yüksek teknolojik ürünler ihraç etmek gelecekte de güçlü ekonomiye sahip olmanın en açık kriteri. 2012 yılı verileriyle 2 milyar dolarlık yüksek teknoloji ihracatımız var. Bu rakamla dünyanın en kötü 86. ülkesiyiz. Dünyanın bizden büyük 15 ekonomisi bu alanda ilk 20 içinde yer alırken biz 86. sıradayız. Sizce de bir tuhaflık yok mu?

8- Enerji Üretimi
Enerji olmayınca ekonomi de olmuyor maalesef. O nedenle enerji üretimi önemli. Kullandığı enerjinin %73'ünü dışarıdan ithal eden bir ülkeyiz. 2012 itibariyle, bu oran bizi dünyanın en kötü 9. ülkesi yapıyor. Büyük olduğunu söyleyen bir ekonomi için gerçekten üzüntü verici bir durum.

Sözü fazla uzatmaya gerek yok. Ekonomimizin iyi olduğunu düşünüyorsanız, sizi kırmaya hiç niyetimiz yok. Öyleyse ne diyelim, ekonomimiz çok iyi ama istatistik lobisi berbat!

İktisat şarap gibidir, ayyaş yapabilir!

18:52 Posted by Hacker62 , , , No comments
Şarap
Piyasaların ve ekonominin karmaşık yönlerini halka anlatabilecek ekonomistlere ülkemizde ender rastlanıyor. Dilbilimsel kurallar ve dilsel performans ekonomi yorumculuğunun vazgeçilmezi olduğu için kurgusal bir yorumlama anlayışı hakim durumda. Bu karmaşık dili anlamakta güçlük çeken vatandaş ise bilgiye değil, bu bilgi karşısında diğerlerinin vereceğine inandığı tepkiye tepki vermeyi finansal karar olarak değerlendiriyor. 

Bu karmaşık ortamı yaratan hiç şüphesiz başta ekonomi basını, ardından şöhretli ekonomistler ve ekranlardan eksik olmayan "sevimli" piyasa yorumcuları. Hepsinin konusunda uzman olduğunu ve ekonomiden iyi anladığını düşünebilirsiniz. Sonuçta ortada piyasa oyununu geçerli bir yorum modeline dönüştürmüş bireyüstü bir uzlaşı var. Bu başarıyı hak edenlerin kutsanması gerekmez mi?

Bugün dünyada ekonomistler kadar kolay ve bol para kazanan bir meslek varsa o da şarap tadıcılığı yapan degüstatörlerdir. Mesleğin özü koklama, tatma ve görme duyuları ile duyusal analiz yapmaya dayanır. Şarap tadıcılarının yorumları genellikle şöyledir: "Bana göre bir Syrah’ın olması gerektiği gibi, parfümlüymüşcesine son derece meyvemsi aromaları olan, orta gövdeli, tanenleri belirgin, yuvarlak ve içimi keyifli bir şarap." Bugünkü ekonomi yorumculuğunu düşündüğünüzde yapılan yorum neredeyse aynı tarzda. Mesela şu ekonomik yorumda olduğu gibi: "Eğer bu seviye herhangi bir sebeple hızlı bir şekilde aşılacak olur ise ortada kriz olmasa da kriz algısı güçlenecek ve dolar/TL’de 2.70 tahminleri havalarda uçuşabilecek." Dikkat ettiyseniz ekonomistimiz kokluyor, tadıyor, görüyor; sanırsın ekonomist değil degüstatör. 

Şarap tadıcılarının da tıpkı ekonomi yorumcuları gibi kolay para kazandıklarını söylediğimiz için her iki meslek grubunda da eleştirenler olacaktır mutlaka. O mesleği yapmak için ne kadar bilgiye ihtiyaç var, biliyor musun sen gibi yukarıdan bakan soruları soranlar da çıkacaktır. Ama bir şeyi gözden kaçırıyorlar: Önemli olan ne kadar çok bilgiye sahip olduğun değil, o bilgiyi işleyerek nasıl bir sonuca ulaştığındır.

Bordeaux Üniversitesi Psikoloji Bölümü bilim insanlarından Dr.Frederic Brochet de bizim gibi düşünecek olsa gerek ki, şarap tadıcılarının mesleklerinde ne kadar bilgi sahibi insanlar olduğunu ortaya koymak için bir deney tasarlar. Brochet deneyde ülkenin en ünlü 57 şarap uzmanına bir kadeh kırmızı ve bir kadeh beyaz şarap sunup, tatlarının neye benzediğini sorar. Fakat şaraplarda bir tuhaflık vardır. Her iki şarap da aslında aynı beyaz şarap olup sadece birinin rengi boya maddesiyle kırmızıya dönüştürülmüştür. Uzmanlarımız gayet kendilerinden emin şekilde, şarabın ezilmiş kırmızı meyvesinin harika olduğunu ve nefis bir kırmızı şarap olduğunu söylemişlerdir. 57 uzmandan bir teki bile şarabın aslında beyaz şarap olduğunu söyleyememiştir.

Bu durum Dr.Brochet'in aklına şeytanca bir soru getirmiştir: Acaba bu uzmanlar şaraptan anlamıyorlar mı? Bu sorunun yanıtını öğrenmek için bir deney daha tasarlar. Bu kez uzmanlara tatmaları için iki şişe şarap verir. Şaraplardan biri son derece kaliteli bir marka, diğeri ise ucuz bir markadır. Ama şeytanlık her iki şişeye de aynı ucuz şarabın konmasındadır. Uzmanlarımız ucuz şarap şişesindeki şaraba tahmin edileceği gibi kötü puan verirler. Ama şaşırtıcı olan kaliteli görünüşlü şaraba yaptıkları yorumlardır. Uzmanlar şarabı, "hoş, yıllanmış, dengeli, karmaşık ve tatlı" gibi sözcüklerle tanımlarlar ve yüksek puan verirler. 57 uzman içinden sadece 12'si şarabın ucuz şarap olduğunu anlayabilmiştir. Yani uzmanların %80'si ucuz şarabı bile tanıyamamıştır. Tıpkı %100'ünün beyaz şarabı kırmızıdan ayırt edememesi gibi. 

Dr.Brochet yaptığı deneyle, belki insanlık tarihi için önemli bir adım atmadı ama kepazelik tarihi için önemli bir dönüm noktası yarattı; şarap tadıcılarının aslında bir uzman değil, iyi birer demogog olduğunu. 

Aslında bugün ekonomi yorumculuğu da bize Dr.Brochet'in ulaştığı sonuçları düşündürmektedir. Her derde deva ilaç ve boş reçeteler sunan demogogların ve retorik uzmanlarının mesleği haline gelen bir ekonomi yorumculuğumuz var. Bilginin ve anlamlandırmanın yerini zeka ve dilin aldığı evrensel uzlaşılı bir yorumlama şekli. Rastlantısallığın hakim olduğu her duruma hızlı cevaplar yetiştirebilen boşboğazların iyi yorumcu kabul edildiği bir sistem. 

Unutulmaması gerekir ki, bugünkü bilgi çağında önemli olan ne kadar çok bilgiye sahip olduğun değil, o bilgiyi işleyerek nasıl bir sonuca ulaştığındır. Yoksa bilgi de şaraba benzer. Çok fazla alırsan kafayı "kıyak" yapar. Bağını (finansal kuruluşları), üzümünü (enstrümanı), taşını (Merkez Bankasını), toprağını (piyasayı) ya da fıçısının ağacını (şirketin PD/DD'sini) bilmen, şaraptan (ekonomiden) anlıyor olduğun anlamına gelmez. Zaten anlasan bu kadar çok (boş) konuşmazdın.

Aman dikkat et, iktisat şarap gibidir, ayyaş yapabilir!

Ekonomi yorumlarını nasıl okumalı?

18:47 Posted by Hacker62 , , , No comments
Ekonomi ve finans yorumculuğu son günlerin tartışma konusu. Nasıl olmalıdan tutun da nasıl okumalıyıza, nasıl yorumlanmalıdan tutun da nasıl anlamalıyıza kadar her kafadan bir açıklama. Ekonomi yorumcularından çektiğimizin bir benzerini bu kez de ekonomi yorumlarının nasıl yorumlanması gerektiği konusunda yorum yapan ekonomistlerden çekiyoruz. 

Ekonomi basınındaki ekonomi yorumcularının anlattıklarını nasıl yorumlamanız gerektiğini merak ediyorsanız, işte size açıklamalı bir rehber. Ekonomi basınımızda bugün yayınlanan makalelerden alıntıladığımız yorumlarla artık bundan sonra siz de yorumları nasıl yorumlayabileceğinizi anlayabileceksiniz.

1- Entellektüel ahkam kesmeye dikkat edin!
"Amerikan dolarındaki güçlü değerlenmenin, oynak bir düzeltme sürecine girmesi ile birlikte bir süredir kısmi bir rahatlama yaşanıyor."

Değerleme, düzeltme, rahatlama gibi kavramların oynak, güçlü, kısmi gibi kavramlarla yanyana ve aynı cümle içinde kullanılması gerçeğin bilerek çarpıtılması, bir nevi mistifikasyona uğratılmasından başka bir şey değildir. Birbirinden bu kadar uzak anlama sahip olan kavramların yanyana kullanılması kavramların kötüye kullanılması ile eş anlamlıdır. Bu dil kasten yaratılan bir dildir ve anlamsal olarak karmaşıktır. Sanki buzdağının görünen yüzü tanımlanmaya çalışılıyor ama yapılan şey entellektüel ahkam kesmeden başka bir şey değildir. 

2- Tamamen izafiyet, tamamen görelilik!
"Bu hafta yapılacak Para Politikası Kurulu’ndan (PPK) herhangi bir faiz değişimi beklenmiyor... Yabancı raporlarda seçim sonrasında 200 baz puanlık faiz artışının geleceğinden söz ediliyor."

Ekonomik bir sınamayla bağlantısını koparmış kuramsal söylemler kullanılarak, ekonomi bilimi bir "anlatı", bir "söylence" veya bir "hikaye" haline dönüştürülüyor. PPK'dan faiz artışını bekleyenin kim olduğu, ne işle uğraştığı, beklentisini nasıl oluşturduğu gibi nedensellik içinde sorabileceğiniz tüm sorular havada kalıyor. 200 puanlık faiz artışının geleceğinden söz edenlerin kim olduğu ve geleceği hangi yöntemle gördükleri konusu hiç gündeme getirilmiyor. Yazarın bilişsel becerilerinin tüm bunları anlayacak kadar gelişmiş olduğundan başka elimizde hiçbir veri yok. Tamamen izafiyet, tamamen görelilik.

3- Çıplak kralın artan elbise gideri!
"Ancak unutulmaması gereken bir husus var ki o da piyasaya Yellen’in “sabır” kelimesini kaldırarak takvim ortaya koymadan sadece verilere odaklanacağımız mesaj aslında faiz artırımının habercisi olup hem risk iştahının arttığı aynı zamanda volitalitenin çok değişkenlik göstereceği bir döneme girdiğimizin habercisidir."

İlk bakışta son derece bilimsel bir terminoloji kullanıldığı hissi yaratsa da anlatılmak istenenin ne olduğu düşünüldüğünde, kelimelerin gerçekte ne anlama geldiğinin düşünülmeden yazılan bir metin olduğu kolayca anlaşılacaktır. Yazarın entellektüel standartlarını göstermekten başka işe yaramayacak bir yorum. Muhtemelen ekonomi dışı alanlardan gelen okuyucuları etkilemek hedeflenmiş. Bu yorum için ekonomiste para ödeniyorsa patrona küçük bir hatırlatmamız olacak: Ödediğiniz para çıplak bir kralın giysilerine harcanıyor, bilginiz olsun.

4- Kim uzman, kim değil?
"Beklentiler, işsizlik verisinde eşik değişikliği ve piyasa yapıcı konuşmasıydı. Ancak FED bunu yapmadı."

Ortalama bir vatandaşın anlayamayacağı bir yorum manipüle edilerek sunuluyor. Okur üzerinde etkili bir baş dönmesi amaçlanıyor muhtemelen. Bilimsel ehliyetinin çok ödesinde bir kendine güvenle konuşan bir yorumcu. Piyasa yapıcılığı gibi sınırlı bir özel anlama sahip kavramı saçma sapan bir cümle içinde kullanarak ekonomi ehliyetinin hangi sınıf olduğunu fazlasıyla gösteriyor. Ekonomi adına yorum yapan birinin konuyu popüler düzeyde anlayabildiği tek cümleyle bile fazlasıyla açıkken, engin düşünce sahibiymiş gibi davranması gerçekten komik. Kim uzman, kim değil?

5- Ortalamaya yorum!
"Doların hızlı artığı günlerde borsada aşağı yönlü hareketler varken, doların geri çekildiği sıralarda da yukarı yönlü çabaları gördük."

"Yüksek" ile "çok yüksek" arasındaki farkı milimetrik ölçebilen üst düzey bir bulanık mantık anlayışına sahip bir yorumcu çıkıyor karşımıza bu kez. Mandelbrot görse ağzı açık kalırdı herhalde. Dolar, savaş kaybeden Pers ordusu edasıyla geri çekilirken yazar yukarı yönlü bir çaba görüyor. Bu kavramlarla hangi düşüncenin desteklendiği ve ne tür bir kanıt sunulduğu pek anlaşılamıyor. Ortada kusurlu bir çıkarımdan başka bir şey yok gibi görünüyor. "Ortalama eleştiri yeteneğine" hitap eden bir cehalet çağrısından başka bir şey değil. 

Sözü fazla uzatmaya hiç gerek yok. Kısaca yeniden söyleyelim. Bir yorumun entellektüel değerini onun içeriği belirler, konuşanın kimliği, retorik becerisi ya da diplomaları değil.

3 Nisan 2015 Cuma

Guy 2015/2 anket sonuçları

Arkadaşlar anketimize 1329 kişi katılmıştır.

Google de 925 görünüyor bunun sebebi oy değiştirenleri saymamıştır.

Herkes tek oy kullanmıştır.

Bu anket sadece eğilim trendini göstermektedir.

Güvenilirliğini şöyle ifade edeyim; eğer herkes dürüstçe oy kullandıysa sıkıntı yok , bu ankete inanmak istiyorsak önce       " kullandığım oy gerçek mi?"  diye sormalı herkes kendine.

Bu çalışma para karşılığı yapılmamıştır gönüllük esastır.

Doğacak olumsuzluklar sorumluluğumuz altında değildir, sadece teknik çalışmasını yürüttük , oy kullananlar sizlerdiniz.

Herkese başarılar diliyorum umarım hak eden kazanır, hoçakalın.


İl bazında görmek için tıkla

e-mail: heacker@gmail.com

24 Mart 2015 Salı

Smith & Keynes

14:01 Posted by Hacker62 No comments

Smith ve Keynes

Adam Smith, insanla birlikte var olan ekonomik sorunu, yani kıtlık sorununu ilk kez bilimsel bir çerçeveye oturtup zamanının ideolojisiyle yani merkantilizm-tarımsal kapitalizm çerçevesiyle açıklayan bilim adamıydı. Smith’in eseri Ulusların Zenginliği, kapitalizmin ilk el kitabıydı. Ekonomi, o zamanlar siyasetle çok daha içli dışlı olduğu için adı da ekonomi (economics) değil siyasal ekonomiydi (political economy.)  Smith, Keynes’in adlandırmasıyla klasik ekonomi okulunun kurucusu sayılıyor. Klasik iktisatçılar, devletin piyasalara karışmaması durumunda dengenin kendiliğinden oluşacağını, zaman içinde bozulsa bile yeniden kendiliğinden kurulacağını savunurlardı. 

Ekonomi biliminin adının siyasal ekonomiden ekonomiye dönüşü büyük ölçüde Alfred Marshall’ın 1890 yılında yayınladığı Ekonominin İlkeleri adlı kitabından sonra oldu. Bu kitap, artık kapitalizmin yeni el kitabı olmuştu. Neoklasik ekonominin öncülerinden olan Alfred Marshall bu bilime matematiği taşıdı. 

John Maynard Keynes, Alfred Marshall’ın Cambridge’deki en parlak öğrencisiydi. Kapitalizmin içine düştüğü 1929 bunalımı, Keynes’in yetiştiği klasik ve neoklasik çerçevenin kendiliğinden denge kabulünden uzaklaşmasına ve yeni bir yaklaşım geliştirmesine yol açtı. Keynes, klasiklerin ve neoklasiklerin iddia ettiğinin aksine piyasaların kendiliğinden dengeye gelemeyeceğini ve devletin etkin müdahalesinin gerekli olduğunu savundu. Kapitalizmin yeni el kitabı artık Keynes’in İstihdam, Para ve Faiz Genel Teorisi adlı kitabıydı. Zaman ilerledikçe her iki yönde yani klasik ekonomi anlayışında da Keynesyen ekonomi anlayışında da gelişmeler yaşandı. Parasalcılar, Yeni klasik iktisatçılar klasik ve neoklasik geleneği geliştirerek savunurlarken Yeni Keynesyenler de Keynesçi ekonomi yaklaşımını geliştirdiler.

Buraya kadar yaptığım açıklama gösteriyor ki birbirlerinden yaklaşık 1,5 yüzyıl farkla yaşamış olan Smith ile Keynes, birbirine taban tabana zıt görüşlere sahiptiler. Smith, devletin ekonomiye karışmaması halinde dengenin sağlanacağını savunurken, Keynes, devletin ekonomiye karışımı olmadan dengenin sağlanamayacağını söylüyordu. Dolayısıyla bir insanın bu iki bilim adamının görüşünü birlikte kabulü bilimsel olarak imkânsız görünüyor. 

Ekonomi eğitimi alanlar, bu bilim adamlarının görüşlerini, önermelerini, ekonomik düşünce tarihinin bir parçası olarak okurlar. Bunu okumalarındaki amaç kapitalizmin gelişiminde nasıl çözümler arandığını anlamalarını sağlamaktır. Çünkü tarih çalışmasının doğru yöntemi bir dönemi incelerken o dönemin koşullarını ve düşünce tarzını kavrayarak incelemektir. Bir başka deyişle bugünkü koşullar ve düşünce biçimiyle sanayi devriminde olup bitenleri anlayıp analiz etmek insanı yanlış yerlere götürür. Smith’i, Ricardo’yu, Marx’ı anlamadan sanayi devrimini anlayamayacağımız gibi, Keynes’i anlamadan iki dünya savaşı arasında kapitalizmin gelişimini ve sorunlarını da anlayamayız. Dolayısıyla iktisatçı, Smith’i ve Keynes’i çalışırken bu gözle çalışır.

Adam Smith’in görünmez ele dayalı ekonomi teorisi artık geçerliliğini yitirmiş olsa da işbölümünün yararlarını anlamak için dönüp onun yazdıklarına bir göz atarız. Keynesin görüşlerini ne kadar aşmış olsak da likidite tuzağı yaklaşımını gözden kaçırmayız. Eğer bu yaklaşımı gözden kaçırırsak enflasyon ve faizin sıfıra yakın olduğu durumu ideal durum sanmaya devam eder ve Avrupa’nın içine düştüğü durumu bir türlü doğru analiz edemediğimiz için çelişkiler içinde kalırız.

Korkulması gereken şey Smith ve Keynes’e değil bilim dışı konulara takılıp kalmaktır. 

Mahfi Hocadan Alıntıdır.

İstatistiksel falcı geldi hanııım!!!

13:58 Posted by Hacker62 No comments

İstatistiksel falcı geldi hanııım!!!

Evlenmek herkes için önemli bir sorun. Kimle, nasıl biriyle, ne zaman evleneceğini herkes merak eder. Bunu öğrenmek isteyenler yıldız fallarına, kahve fallarına veya maharetli falcılara fazla mesai ayırmayı tercih edebilirler. Erkeklerin evlilik yönlü beklentileri kadınlara göre daha düşük olduğu için kadınların bu konuda "bilgiye daha aç" olduklarını söylemek hata olmaz. O falcı bu falcı, o astrolog bu astrolog dolaşılmasa da kadınlar için evleneceği kişi hep bir merak konusudur. Bilimin bugüne kadar bu yönde bir başarısı olmadığı için de kadınlar gerekli "bilgi"yi falcılarda ararlar. Ama falcıların geçmiş hakkındaki yorumları %90 doğru çıkarken gelecek hakkındakilerin %10 bile doğru çıkmamasının ardındaki psikolojik değerlendirmeyi yapabilecek çok az insan olduğu için faldan "aydınlanma" bekleyen insan sayısı hep artar.

Bugüne kadar bilim dünyasının başaramadığı bir şeyi ilk kez iRRasyonel olarak denemeye karar verdik: Ne zaman, kiminle evleneceksiniz? Bunu yaparken de falcılık gibi ezoterik bir bilgi kaynağı yerine istatistik gibi bir bilim dalını kullandık. TÜİK'in 2013 yılı evlenme istatistiklerini inceleyerek tüm soruların yanıtlarını bulduk. Daha fazla uzatmadan kadınlar için bilimsel kehanetlerimize başlıyoruz. İşte müstakbel eşiniz ve evliliğinizle ilgili en önemli ayrıntılar:

Kaç yaşında evleneceğim?

TÜİK'in 2013 evlenme istatistiklerine göre evlenen kadınların %89'u 29 yaşından önce evlenmiş oluyor. Eğer 30-34 yaş arası bir kadınsanız evlenme ihtimaliniz %7. 35-39 yaş arası iseniz evlenme ihtimaliniz %2. Eğer 40'ı geçmiş biriyseniz evlenme ihtimaliniz ise sadece %1'ler seviyesinde.

Ortalama evlenme yaşının kadınlar için 2013'te 23,6 olarak belirlendiğini de söylemeden geçmeyelim.

Kaç yaşında bir erkekle evleneceğim?

20-24 yaş arasında bir kadınsanız, %47 ihtimalle 25-29 yaş arasında biriyle, %11 ihtimalle 30-34 yaş arası bir erkekle evleneceksiniz. Kendi yaşınızda biriyle evlenme ihtimaliniz ise %36.

Eğer 25-29 yaş arasındaysanız %54 ihtimalle kendi yaşınızda biriyle evleniyorsunuz. 30-34 yaş arasında biriyle evlenme ihtimaliniz %26, 20-24 yaş arasında biriyle evlenme ihtimaliniz ise %10. 40 yaşından büyük bir erkekle evlenme ihtimaliniz ise sadece %1.

Tahsilli biriyle mi evleneceğim?

Eğer kendiniz gibi üniversite bitirmiş bir erkekle evlenmeyi arzu ediyorsanız, gerçekleşme ihtimali %53. Orta-Lise bir tahsil almış erkekle evlenme ihtimaliniz %41. İlkokul mezunu biriyle evlenme ihtimaliniz ise %6.

Ne zaman evleneceğim?

TÜİK verilerine göre Haziran ayında evlenme ihtimaliniz %13. Ağustos ve Eylül aylarında ise %11. Ocak'ta evlenme ihtimaliniz ise sadece %5. Evlenenlerin %45'i Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını tercih ettiğine göre sizin de bu aralığı tercih etmeniz sürpriz olmaz.

2013 yılı evlenme istatistiklerine biraz farklı bir açıdan bakılırsa bu sonuçlara ulaşılacaktır. Gelecek elbette ki geçmişin tekrarı değildir. Ama tarihi verilerin üzerine inşa edilmiş istatistikten ekonomiye, tarihten termodinamiğe kadar kaç bilim dalı olduğunu varın siz hesaplayın. Eğer siz de astrolog ve falcıların verdiği "en kısa sürede, yakında, üç vakte kadar" gibi cevaplardan sıkıldıysanız bir de istatistiği deneyin. Belki siz de istatistiğe inanma, istatistiksiz de kalma diye düşünenlerden olursunuz.

Haydi, istatistiksel falcı geldi hanııım!!!!

23 Mart 2015 Pazartesi

Gelir Uzman Yardımcılığı ANKETİ

14:55 Posted by Hacker62 No comments
Anket için TIKLAYINIZ.











GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI GELİR UZMAN YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI DUYURUSU
I - SINAVA İLİŞKİN BİLGİLER
Başkanlığımızca, aşağıdaki tabloda belirtilen yerlerde açık bulunan kadrolara atanmak üzere, 1320 (binüçyüzyirmi) Gelir Uzman Yardımcısı alınacaktır.
Adaylar, başvuru sırasında sadece bir ili tercih edebilecek ve tercih edilen bu ilin ilçelerini öncelik sırasına göre başvuru formunda işaretleyeceklerdir. Ancak adaylar daha sonra bu tercihlerinden vazgeçemeyeceklerdir.
Sınava katılma şartlarını taşıyan ve usulüne uygun olarak başvuranların; il bazında toplam kadro sayısının 5 (beş) katından fazla olması halinde, tercih ettikleri il dikkate alınarak KPSS (A) P35 türünden en yüksek puan almış olan adaydan başlamak üzere 5 (beş) katı aday giriş sınavına çağrılacaktır. KPSS (A) P35 türünden eşit puan almış olmaları nedeniyle son sıradaki aday sayısının birden fazla olması halinde ise bu adayların tümü sınava çağrılacaktır.
II - SINAV TARİHİ VE YERİ
- Giriş sınavının yazılı bölümü 16 Mayıs 2015 tarihinde saat 10.00'da Ankara'da yapılacaktır.
- Sınava girmeye hak kazanan adayların isimleri ile söz konusu adayların nerede sınava gireceklerine ilişkin listeler, yazılı sınav tarihinden en az 10 gün önce e-Devlet portalı (http://www.turkiye.gov.tr) ile Gelir İdaresi Başkanlığı resmi internet sitesinde (http://www.gib.gov.tr) ilan edilecektir.
III - SINAV BAŞVURU ŞARTLARI
- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinde yer alan genel şartları taşımak,
- En az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri ile bunlara denkliği yetkili makamlarca kabul edilen dört yıllık fakültelerden birini bitirmiş olmak,
- 01.01.2015 tarihi itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak (01.01.1980 tarihinde veya bu tarihten sonra doğmuş olmak),
- Erkek adaylar için askerlikle ilişiği olmamak,
- Görevini devamlı olarak yapmaya engel bir durumu olmamak,
- ÖSYM tarafından 06-07 Temmuz 2013 ve 05-06 Temmuz 2014 tarihlerinde yapılan Kamu Personel Seçme Sınavlarının birinden KPSS (A) P35 türünden 70 ve üzeri puan almış olmak,
- Süresi içinde başvuru yapmış olmak.
5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesinin son fıkrası kapsamında, lisans öğrenimlerini 2/8/2013 tarihinden önce bitirenlerden otuz beş yaş şartı aranmayacaktır.
IV - SINAV BAŞVURUSU
- Başvurular, 06 Nisan 2015 tarihinde başlayıp, 17 Nisan 2015 tarihinde saat 17.30'da sona erecektir.
- Başvurular, elektronik ortamda http://esinav.gib.gov.tr/eSinav/adayGiris.jsp adresinde yer alan "Gelir İdaresi Başkanlığı Sınav Başvuru Formu" nun doldurulması suretiyle yapılacaktır. Başvuru formunun doldurulması ve iletilmesine ilişkin açıklamalar belirtilen internet sayfasında yer almaktadır. Bununla birlikte bu formu elektronik ortam dışında dolduran adaylar mesai saatleri içerisinde Gelir İdaresi Başkanlığı Eğitim Merkezi (OECD Çok Taraflı Vergi Merkezi) 25 Mart Mahallesi Çınardibi Caddesi 113. Sokak No: 6 (Eski No: 31) Yenimahalle/ANKARA adresine gelerek de sınav başvurusunda bulunabileceklerdir.
- Posta yoluyla gelen başvurular KPSS puanlarının kontrolü yapılamadığından kabul edilmeyecektir.
5525 sayılı Memurlar ile Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesinin son fıkrası kapsamında başvuruda bulunmak isteyen adayların, durumlarını belgelendirmek kaydıyla şahsen başvuruda bulunmaları gerekmektedir.
V - SINAV ŞEKLİ VE KONULARI
- Giriş sınavı, yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalıdır.
- Giriş Sınavı yazılı bölümü test usulü gerçekleştirilecek olup, sınav konularına aşağıda yer verilmiştir.
Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi;
Hukuk Grubu; Anayasa Hukuku, İdare Hukuku ve İdari Yargı Hukuku, Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku (Genel Hükümler-Şirketler-Kıymetli Evrak), İcra ve İflas Hukuku (Genel Hükümler).
İktisat Grubu; Makro İktisat, Mikro İktisat, Uluslararası İktisat, İşletme İktisadı, Uluslararası Ekonomik İlişkiler ve Kuruluşlar.
Maliye Grubu; Kamu Maliyesi, Maliye Politikası, Türk Vergi Sisteminin Genel Esasları.
Muhasebe Grubu; Genel Muhasebe, Maliyet Muhasebesi, Şirketler Muhasebesi, Mali Tablolar Analizi, Ticari Hesap.
VI - DEĞERLENDİRME
- Yazılı sınavın değerlendirilmesi sonucu, 100 üzerinden 70 ve üzeri puan alan adaylardan; yerler itibarıyla, adayların başvuru sırasında tercih ettikleri il dikkate alınarak en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere, o il için atama yapılacak toplam kadro sayısının iki katı aday sözlü sınava çağrılacaktır. Ayrıca, son sıradaki adayla eşit puan alan adaylar da sözlü sınava çağrılacaktır.
- Yazılı sınavda başarılı olamayanlar sözlü sınava alınmayacaktır.
- Sözlü sınavda, adayların muhakeme gücü, bir konuyu kavrama, özetleme ve ifade etme yeteneği, genel ve fiziki görünümü ile davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu, yetenek ve kültürü, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı da göz önünde bulundurularak, her adaya sınav kurulu başkan ve üyelerinin (sözlü sınavın birden fazla komisyon tarafından yapılması halinde ilgili Komisyon üyelerinin) her biri tarafından ayrı ayrı 100 üzerinden puan verilir. Verilen bu puanların aritmetik ortalaması sözlü sınav puanını teşkil eder.
- Sözlü sınavda başarılı olmak için alınan puanın 70'ten az olmaması gerekmektedir.
- Giriş sınavı puanı; sözlü sınavda başarılı olan adayların sözlü sınav puanı ile yazılı sınav puanının aritmetik ortalaması alınarak hesaplanır.
- Giriş sınavı sonuçları, sınav kurulunca, giriş sınav puanı en yüksek adaydan başlamak suretiyle başarı derecesine göre sıraya konulup, atama yapılacak kadro sayısı kadar aday asil, %25'ine kadar aday ise yedek olarak tespit edilecektir.
- Asil ve yedek listeler, bu duyuruda belirtilen yerler göz önünde bulundurulmak suretiyle oluşturulacaktır.
- Asil ve yedek listelerinde sıralama yapılırken, adayların giriş sınavı puanının eşit olması halinde, yazılı puanı yüksek olan adaya, yazılı puanının da eşit olması halinde, KPSS (A) P35 puanı yüksek olan adaya öncelik tanınacaktır.
- Yedek listede yer alan adayların hakları aynı il için yapılacak müteakip yazılı sınav tarihine kadar geçerli olup, daha sonraki sınavlar için müktesep hak veya herhangi bir öncelik teşkil etmez. Ayrıca, bu süre içerisinde başka bir il için açılan sınavda başarılı olarak ataması yapılan yedek adayların hakları sona erer.
- Giriş sınavından 70 ve üzerinde puan almış olmak asil ve yedek listedeki sıralamaya giremeyen adaylar için müktesep hak teşkil etmez.
VII - SINAV SONUÇLARININ DUYURULMASI VE İTİRAZ
- Sözlü sınava girmeye hak kazanan adayların isimlerine, sözlü sınavın yerine ve tarihine ilişkin listeler, uygun yerlere asılmak ve Başkanlık resmi internet sitesinde (http://www.gib.gov.tr) yayımlanmak suretiyle duyurulacaktır.
- Giriş sınavında başarılı olan adayların ad ve soyadları ile aday numaralarının yer aldığı asil ve yedek listeler uygun yerlere asılmak ve Başkanlık resmi internet sitesinde (http://www.gib.gov.tr) yayımlanmak suretiyle duyurulacaktır. Ayrıca, asil ve yedek listelerde yer alan adaylara sonuç yazı ile bildirilecektir.
- Sınav sonuçlarına, duyurunun yapıldığı günü takip eden tarihten itibaren yedi gün içerisinde bir dilekçe ile itiraz edilebilir. Postadaki gecikmeler dikkate alınmayacaktır. İtirazlar, sınav kurulu tarafından incelenecek ve en geç beş iş günü içinde karara bağlanarak sonuç ilgiliye yazılı olarak bildirilecektir.
VIII - DİĞER HUSUSLAR
- Asil listede yer alanlardan atama işlemlerinin yapılması için kendilerine bildirilen süre içinde geçerli bir mazereti olmadığı halde başvurmayanlar ile gerekli şartları taşımadığı
sonradan anlaşılanların atama işlemleri yapılmayacaktır. Atama yapılması için kendilerine bildirilen süre içinde mazeretsiz olarak başvurmayan veya ataması yapıldığı halde süresi içinde göreve başlamayan adaylar için sınav sonuçları kazanılmış hak sayılmaz.
- Kendilerine yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde başvuruda bulunmayanlar, atama işleminden sarfınazar edenler (atama işleminden sarfınazar edenlerin tekrar atanma talebinde bulunmaları halinde talepleri dikkate alınmaz), atamaları iptal edilenler, memurluğa alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının anlaşılması üzerine ataması yapılmayanlar ile göreve başladıktan sonra çeşitli nedenlerle görevinden ayrılanların yerlerine, Gelir İdaresi Başkanlığı Gelir Uzmanlığı Yönetmeliğinin 15 inci maddesinin dördüncü fıkrası dikkate alınmak suretiyle sınav sonuçlarının açıklandığı tarihten itibaren bir yılı aşmamak kaydıyla aynı yer için hazırlanan yedek listedeki adaylar sırası ile aynı usulle uzman yardımcısı kadrolarına atanır. Atama yapılacak bir yer için hazırlanmış listede yer alan adaylar sadece bu yer için yapılacak atamalarda dikkate alınır.
- Adayların tabloda gösterilen iller dışında bir ili tercih etmeleri veya birden fazla il tercihinde bulunmaları halinde başvuruları geçersiz sayılacaktır.
- Atanılan yerlerde beş yıl süreyle çalışılması zorunludur. Bu sürenin hesabında, fiilen çalışılmayan sürelerden yalnızca yıllık izinde geçirilen süreler fiilen çalışılmış sayılır. Bu süreyi doldurmayanların kurum içi nakilleri yapılmaz. Ancak, göreve başladıktan sonra özür halleri ortaya çıkanlar ile karşılıklı yer değiştirme suretiyle atanma isteminde bulunanlar, atanmak istedikleri yerlerde hizmetlerine ihtiyaç duyulması kaydıyla, bu süreyi tamamlamadan durumlarına uygun yerlere atanabilirler. Özür halleriyle ilgili olarak, 19/4/1983 tarihli ve 83/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin bu husustaki hükümleri uygulanır. Atanılan yerde beş yıl süreyle çalışma zorunluluğunu doldurmamış uzman ve uzman yardımcıları karşılıklı yer değiştirme talebinde bulunabilir. Karşılıklı yer değiştirme talepleri, Başkanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre yapılır. Karşılıklı yer değiştirme talebinde bulunan kişilerin atamasının yapılması halinde sonradan vazgeçme talepleri dikkate alınmaz.
Ataması yapılan uzman ve uzman yardımcıları, 5 yıllık süre zarfında atandıkları yerin dışında başka bir yerde (atanılan yerde bulunan Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu birimleri hariç), tedviren, vekaleten veya geçici olarak görevlendirilemezler.
- Sınavı kazananlardan, Gelir Uzman Yardımcılığı Giriş Sınavı Başvuru Formunda gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin, sınavları geçersiz sayılarak atamaları yapılmayacağı gibi, bu şekilde atamaları yapılmış olsa dahi bu atamalar iptal edilecektir ve hiçbir hak talebi söz konusu olmayacaktır.
- Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler hakkında Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.
- Adayların cep telefonu, çağrı cihazı, telsiz, fotoğraf makinesi vb. araçlarla, cep bilgisayarı, hesap makinesi, saat fonksiyonu dışında fonksiyonu bulunan cihazlarla sınava girmeleri kesinlikle yasaktır. Bu araç ve cihazları yanında bulunduranların durumları tutanakla tespit edilerek bu adayların sınavı geçersiz sayılacaktır.
- Sınav sırasında kopya çeken, kopya veren veya bunlara teşebbüs edenler ile sınav kağıtlarına belirtici işaret koyanların durumları tutanakla tespit edilerek bu adayların sınavı geçersiz sayılacak ve bu kişiler hakkında disiplin hükümleri uygulanacaktır.
- Adaylar için ayrıca sınav giriş belgesi düzenlenmeyeceğinden, adayların sınavda kimlik tespitini sağlamak için T.C. kimlik numaralı ve fotoğraflı: Nüfus cüzdanı, sürücü belgesi veya kullanım süresi dolmamış pasaport belgesinden herhangi birini yanlarında bulundurmaları gerekmektedir. Bunlardan birinin olmaması durumunda aday sınava alınmayacaktır.
İlan olunur.
ATANACAK YERLERKONTENJANTOPLAM
ADANAMERKEZ100100
AKSARAYMERKEZ2020
MERKEZ10
AMASYAMERZİFON1023
SULUOVA3
BARTINMERKEZ1010
BAYBURTMERKEZ66
BİLECİKMERKEZ1025
BOZÜYÜK15
BİNGÖLMERKEZ66
BİTLİSMERKEZ515
TATVAN10
BOLUMERKEZ1525
GEREDE10
BURDURMERKEZ1530
BUCAK15
MERKEZ10
ÇANAKKALEBİGA828
ÇAN5
GELİBOLU5
ÇANKIRIMERKEZ1010
ÇORUMMERKEZ1520
SUNGURLU5
DÜZCEMERKEZ2530
AKÇAKOCA5
ERZİNCANMERKEZ1515
ERZURUMMERKEZ2525
ESKİŞEHİRMERKEZ8080
1
......
GİRESUNMERKEZ1520
BULANCAK5
GÜMÜŞHANEMERKEZ88
MERKEZ20
DÖRTYOL15
HATAYİSKENDERUN3075
REYHANLI5
SAMANDAĞ5
İSPARTAMERKEZ1015
YALVAÇ5
MERKEZ185
İZMİRÇEŞME10200
ÖDEMİŞ5
KAHRAMANMARAŞMERKEZ2530
ELBİSTAN5
KARABÜKMERKEZ1016
SAFRANBOLU6
KARSMERKEZ1010
MERKEZ10
KASTAMONUTAŞKÖPRÜ525
TOSYA10
KIRIKKALEMERKEZ1010
MERKEZ10
KIRKLARELİBABAESKİ1035
LÜLEBURGAZ15
KIRŞEHİRMERKEZ1010
MALATYAMERKEZ2525
MERKEZ20
MANİSASALİHLİ545
SOMA10
TURGUTLU10
MERKEZ10
BODRUM55
MUĞLAFETHİYE15105
MARMARİS15
MİLAS10
MUŞMERKEZ88
NEVŞEHİRMERKEZ1515
NİĞDEMERKEZ1525
BOR10
MERKEZ15
ORDUFATSA1035
ÜNYE10
OSMANİYEMERKEZ1010
SİİRTMERKEZ88
SİNOPMERKEZ511
BOYABAT6
SİVASMERKEZ2025
ŞARKIŞLA5
MERKEZ5
TOKATERBAA316
TURHAL5
ZİLE3
MERKEZ20
UŞAKBANAZ530
EŞME5
YALOVAMERKEZ1010
MERKEZ6
YOZGATBOĞAZLIYAN630
SORGUN10
YERKÖY8

1 Mart 2015 Pazar

6 Şubat 2015 Cuma

Yatırım, ne uzmana ne de tanrıya bırakılmayacak bir İştir!

11:45 Posted by Hacker62 No comments
Yatırım
Ekonomi haberciliğimizin yetersizliği üzerine bir süredir yazdığımız yazılar, farklı çevrelerde, eleştirel bakış açısının üzerindeki ölü toprağının kalkmasına neden olmuş gibi gözüküyor. Bugün sosyal medyada dolaşan bir paylaşım şöyle diyordu: "Borsaların gelişimini o ülkedeki insanlar belirler. Sütlaç tarifi anlatan borsacıyı 20bine yakın kişi takip ediyorsa fazla söze gerek yok..." Atıfta bulunulan konu hakkında bilgi sahibi olmasak da medyatik bir analistin yemek programına katılmasının eleştirildiği sonucunu çıkarıyoruz. Konuyu toplumumuza özgü bir taraftarlık ihtiyacı içinde değerlendirirsek bu düşünceye katılır ya da katılmayız. Ama biraz düşündüğümüzde karşımıza çok çetrefilli bir konunun çıktığını görürüz: Uzmana duyulan güven!

Sosyal medyanın sunduğu soyut birliktelik koşullarındaki toplumsal bağlantıların yarattığı güven duygusu, insanlarda giderek gelişen bir inanç sistemi yaratır. Aslında yabancı olan bir uzmana karşı göreceli ve geçici olan bu güven ilişkisinin taraflar açısından irdelenmesi gerekiyor. Öncelikle hayatını finans ile kazanan bir analistin yemek programına katıldığında ne düşündüğünü sosyolojik olarak açıklamaya çalışalım. Kanımızca buradaki temel olgu, 20.yüzyılın ABD'deki en etkileyici sosyoloğu E.Goffman'ın deyimiyle uygar ilgisizliktir. Tıpkı birbirini tanımayan iki kişinin şehirde yürürken birbirlerine yaklaşıp geçip gitmeleri gibi. Birbirlerinin yanından geçen bu iki insanın sergiledikleri ilgisizlik, kayıtsızlık değildir. Kibar yabancılaşma olarak adlandırılabilecek bir davranıştır. Bu iki kişi birbirlerinin yanından geçerken karşılıklı olarak ışıkları söndürürler. Bu davranış düşmanca değildir. Yemek programına katılan analist açısından değerlendirdiğimizde ise kendini yeni bir yabancı olarak bize tanıtma derdinde olmaktır. Kendisine karşı kibar bir yabancılaşma ile yeni bir güven bekler. 

Sorun, sokaktaki insan için uzmana duyulan güvenin haklı mı haksız mı olduğu değildir. Sorun, uzman bilginin yarattığı risk ve faydanın sürekli bir kendini yaratma içinde olmasıdır. Yüzyıllar önce insanlar rahiplerin ya da büyücülerin kararlarını göz ardı edebilirlerdi ama bugün uzmanın bilgisi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Tıpkı sallanan bir uçakta, uçak personelinin soğukkanlı ve kayıtsızca gülümseyen yüzünü aramamız gibi. O an uçaklarla ilgili tüm istatistikler unutulmuştur artık. İşte ekonomi analistine duyulan güvende de bu hayati kırılma vardır. Yani sokaktaki insanın kolayca ulaşma imkanı olmadığını düşündüğü ekonomi yorumları nedeniyle, ekonomi yorumcularını daima ekonomi programında görmek ister. Böylece kedisine duyduğu güvenin gerçek bir güven olduğuna inanarak rahatlar. Sütlaç tarifi açısından değerlendirdiğimizde ise sokaktaki insanın ekonomiye ne kadar uzak olduğunun bir göstergesidir analistin yemek programına katılımı. Çünkü ekonomiye yakın birisi için analistin evlilik programına bile katılması bir güven sorunu oluşturmaz. 

Aslında sütlaç tarifi yapan analistten sokaktaki insanın asıl talebi şudur: "Bize sütlaç yerine bu yorumları nasıl yaptığını anlat?" İşte uzmanın asıl rahatsızlığı buradadır. Çünkü analistler uyumlu olduklarını düşündükleri zihinsel yoğunlaşmaları ile yarattıkları yorumların yanlış bilgiler içerebileceğinin farkındadırlar. Çünkü herkesin bilebileceği gibi hiçbir bilgi o denli keskin; hiçbir çıkarım içine şans öğesi girmeden doğru çıkacak kadar kapsamlı değildir. Daha açık söylersek, eğer hastalar hastane odalarında ve ameliyatlarda yapılan hatalarla ilgili tam bilgi sahibi olsalardı; büyük olasılıkla birçoğu doktorlara güven duymazdı. 

Kısaca özetlersek sorun sütlaç tarifi meselesi değildir. Sorun bilgisizliğin her zaman biraz kuşku ve birazcık da tedbir için zemin hazırlamasıdır. Sokaktaki insanın bilgisizliği analisti günde yirmidört saat analiz yapmaya yönlendirir gibidir. Bunu göremediğinde ise sahip olduğu bilgisizlik onu kuşku ve tedbir güdüleriyle güvensizliğe iter. Bu nokta, sütlaç tarifi meselesinde olduğu gibi gerginlik zemininin oluştuğu noktadır. Bu nokta üç farklı davranış şekline sebebiyet verir. Ya sorunu kendisi çözer; ya kötümserliğe sokar; ya da sistemle olan tüm ilişkilerin koparılması sonucunu yaratır. Mesela bir tarihte olumsuz bir hisse senedi tecrübesi yaşayan biri bu üç tepkiden birini verecektir: Ya finansal okuryazarlığını arttıracak, ya hisse senetlerine karşı daima bir olumsuzlama içinde olacak, ya da hisse senetleri ile tüm ilgisini kesecektir. 

Finansal okuryazarlığın arttırılması gerekirken ülkemizde genel tepki nedense hep sistemle tüm bağları kopartmak ya da kötümserlik olmuştur. Bu tepki şekli maalesef yıllardır değişmemiştir; sütlaç meselesi ile de hala devam ettiği görülmektedir. O nedenledir ki, finansal okuryazarlığın önündeki en büyük engel "Yıllar önce hisse senedi aldım; çok zarar ettim; bir daha asla!" şeklindeki düşünce olduğu da asla unutulmamalıdır.

Kısaca özetlersek, diğer hiçbir şeye benzemeksizin, yatırım ne uzmana ne de tanrıya bırakılmayacak bir iştir!