Ekonomik ve Mali Analiz

28 Kasım 2014 Cuma

Japonya Slumpflasyona Girdi

11:04 Posted by Hacker62 , No comments
japonya
Japonya iki çeyrek üst üste reel olarak küçülüyor ve aynı zamanda enflasyon olgusu yaşıyor. Bu durumda Japonya’nın içinde bulunduğu ekonomik kriz nedir? Japonya’nın bugün içinde olduğu ekonomik durumu teşhis edebilmek için önce Japonya’da son bir yılda neler olduğunu özetleyelim.

Japonya’da Abe Eylül 2012’de Başbakanlığa geldikten sonra üç ayaklı bir ekonomi programı açıkladı: Genişleyici para politikası, genişleyici maliye politikası ve yapısal reformlar. Uzun yıllardır durgunluk içinde bulunan Japonya yine uzunca bir süredir zaten gevşek maliye politikası uyguluyordu. Bütçe açıkları yüzde 8’lere varmıştı ve bunun yarattığı kamu kesimi borç yükü de (kamu kesimi borç stoku / GSYH) dünya rekoru olan yüzde 250’lere ulaşmıştı. Abe, gevşek maliye politikasına parasal genişleme ve yapısal reformları ekleyerek ekonomiyi içine düştüğü sıkıntıdan çıkarmayı planlayarak işe başladı. Enflasyonu yüzde 2’ye çıkarmayı hedeflerinin arasına koydu ve Japon Merkez Bankası’nı bu hedefe yönlendirdi. Japonya bir yandan kamu harcamalarını artırmaya devam ederken Merkez Bankası da tahvil alarak piyasaya para sürmeye başladı. Bütçe açıklarının çift haneyi zorladığı kamu borç yükünün GSYH’nın 2,5 katını aştığı bir ortamda bu yılın ilk çeyreğinde büyüme önceki çeyreğe göre yüzde 1,6 çıkınca ekonomide bir toparlanma başladığına kanaat getiren Abe, büyük açıkları kapatmaya başlamak için zamanın geldiği izlenimine kapıldı ve satış vergisinin oranını artırdı. Bu hamlenin ardından ekonomi ikinci ve üçüncü çeyrekte bir önceki çeyreğe göre sırasıyla yüzde 1,9 ve 0,4 oranlarında küçüldü. Böylece Japonya, büyümenin büyüsüne erken kapılmanın faturasını ödedi.   

Bugün itibariyle Japonya iki çeyrek üst üste ekonomik küçülme yaşamış yani teknik anlamda resesyona girmiş ve uzun bir süreden sonra da enflasyonu yüzde 3,2’ye getirmiş durumda bulunuyor. Uygulanan gevşek maliye ve para politikaları ekonomiyi büyüme rayına oturtamadığı gibi hedeflenen enflasyonun (% 2) üzerine çıkarmış bulunuyor.

2014 yılına gelinceye kadar Japonya uzun yıllar, bazen deflasyonun bazen büyümenin ama çoğu zaman sıfıra yakın düşük büyüme ve düşük enflasyonun egemen olduğu bir görünüm içindeydi. Buna durgunluk demek mümkün. Büyümede geçmişte yaşanan kıpırdanmalar kamu kesiminin bütçe açıkları vererek yaptığı harcamalara dayanıyordu. Bugün Japonya eksi büyümeye karşılık yüzde 3’ün üzerinde bir enflasyonun olduğu bir görünüm sergiliyor.

Şimdi konuyla ilgili kavramları bir kez daha hatırlayalım.

Enflasyon; fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkan sürekli artış demektir. Bir veya birkaç malın fiyatının sürekli artış göstermesi, ya da bütün malların bir defa artış göstermesi enflasyon değildir. Enflasyonun bir ekonomik kriz olarak adlandırılması için yüzde 2 – 3 aralığını geçmiş ve yükselen bir sürece girmiş olması gerekiyor. Örneğin yüzde 4 düzeyinde duran ve yükselmeyen bir enflasyon oranı orta - yüksek enflasyon kategorisinde sayılsa bile bir kriz durumuna işaret etmiyor.
Resesyon; ekonomide küçülme halidir. Bununla birlikte ekonomide bir çeyreklik dönemde yaşanacak bir küçülme hali resesyon olarak tanımlanmamaktadır. Eğer bir ekonomide üst üste iki çeyrek GSYH küçülmesi yaşanmışsa o ekonomide resesyon söz konusu demektir. Bu durumda mutlaka enflasyonun bulunması gerekmez. Yani resesyonda enflasyon yüksek olabileceği gibi sıfır veya sıfıra yakın olabilir ya da deflasyon hali de mevcut olabilir.

Resesyonun enflasyonla birlikte olduğu durumu resesyonun enflasyonsuz halinden ayırabilmek için slumpflasyon deyimini kullanıyoruz. Slumpflasyon; bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi reel olarak küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon hali var demektir. 

Bunu sayısal bir örnekle açıklayayım. Yalnızca ekmek üreten bir ekonomi düşünelim. Bu ekonomide t yılında 100 ekmek üretilmiş ve adedi 1 TL’den satılmış olsun. Bu durumda bu ekonominin GSYH’sı (100 x 1=) 100 TL’dir. t+1 yılının başında ekmek fabrikalarından birisinin üretimden çekildiğini ve üretilen ekmek miktarının 95 adede düştüğünü varsayalım. İlk üç ayda ekmek fiyatının 1 TL olmaya devam ettiğini ikinci üç ayda 1,05 TL’ye, üçüncü üç ayda 1,10 TL’ye ve son üç ayda da 1,15 TL’ye yükseldiğini varsayalım. Bu durumda t+1 yılında ortalama ekmek fiyatı (1 + 1,05 + 1,10 + 1,15) / 4 =) 1,075 TL olarak bulunur. Bunu 95 adet ekmek ile çarparsak GSYH’yı 102,1 TL olarak hesaplamış oluruz. Görünüşte (nominal olarak) GSYH artmış görünse de reel olarak küçülmüştür. Çünkü bu ekonomi, t yılında 100 adet ekmek üretmişken t+1 yılında 95 adet ekmek üretebilmiştir. Demek ki ekonomi reel olarak yüzde 5 küçülmüştür. Buna karşılık t yılının sonunda 1 TL olan ekmek t+1 yılının sonunda 1,15 TL’ye yükselmiş yani enflasyon bir yılda ötekine yüzde 15 artmıştır.  

Japonya yılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde reel küçülme yaşadı. Üçüncü çeyrekteki küçülme yıllıklandırılmış bazda  yüzde 1,6 olarak açıklandı. Japonya’nın enflasyon oranı da (yine yıllık bazda bakıldığında) yüzde 3,2. Yani Japon ekonomisi hem reel olarak küçülüyor hem de enflasyon olgusuyla karşı karşıya bulunuyor. Bu durum yukarıdaki tanımladığımız slumpflasyon tanımına uyuyor.

27 Kasım 2014 Perşembe

IMF'nin Türkiye tahminleri Raporu

17:15 Posted by Hacker62 No comments
İMF
IMF’nin Türkiye 4. Madde Konsültasyon Raporunda Türkiye ekonomisiyle ilgili değerlendirme ve uyarılar var. Bunları ele alalım. 

IMF Raporunda özetle şu değerlendirmeler yer alıyor:
1.      Türkiye ekonomisinin hızlı büyümesi büyük dış açık vermeye dayalı bir modelle yürüyor. Dış açığa dayalı büyüme modeli, ekonominin dünyadaki finansal değişimlerin aşırı etkisinde kalmasına yol açıyor.
2.      Makroekonomik politikalar, ekonomik dengesizlikleri düzeltmeye değil, mevcut durumu sürdürmeye göre ayarlı bulunuyor. Enflasyon hedeflerin oldukça üzerinde, buna karşılık reel faiz megatif olarak devam ettiriliyor. TL’nin dış değeri, koşulların empoze ettiği durumun aksine güçlü tutuluyor. Bu durum risklerin artmasına, büyümenin düşmesine yol açıyor.
3.      Finansal sistem güçlü yapısını koruyor. Buna karşılık bankaların dışarıdan borçlanmayı artırmış olması risk artışına neden oluyor.
4.      Türkiye için temel risk, sermaye akımlarının tersine dönmesi olarak ortaya çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde parasal sistemin normale dönmesiyle başlayacak değişiklikler risk oluşturuyor. Avrupa’nın büyümesindeki gerileme ve jeopolitik risklerin artması da aleyhteki gelişmeler.

Bu saptamalardan sonra IMF İcra Direktörleri şu tavsiyelerde bulunuyor:
1.      Makroekonomik politika, ekonomiyi yeniden dengelemeyi, enflasyonu düşürmeyi ve yapısal reformlarla da iç tasarrufları artırmayı hedeflemeli.
2.      Maliye politikası, 2015 – 17 döneminde cari harcamaları kısacak, faiz dışı fazlayı artıracak biçimde yeniden dizayn edilmeli.
3.      2014 başında para politikasındaki sıkılaştırma (TCMB’nin faizi yükseltmesi) doğru adım olmakla birlikte reel faizin pozitif oranda tutulması bu alanda izlenmesi gereken politika olmalı.
4.      Finansal sisteme destek olmak için getirilen makroihtiyati önlemler doğru adımlar olmakla birlikte bankacılık sektörünün döviz riski almaktan kaçınmasının önlemleri alınmalı.
5.      Tasarrufların artırılması ve dış finansman kaynaklarına bağımlılığın düşürülmesi için önlemler alınmalı.  
6.      Rekabetin artırılması, eğitim ve işgücü piyasası reformlarının yapılması için çaba gösterilmeli.

IMF’nin temel ekonomik göstergeler konusundaki tahminlerini bir tablo halinde sunalım.

Gösterge
IMF 2014
IMF 2015
Büyüme
3,0
3,0
Enflasyon
9,0
7,1
İşsizlik
9,5
10,4
Bütçe açığı
2,0
1,7
Kamu kesimi borç yükü
33,7
32,4
Cari Açık
5,8
6,0

Reel Faiz Vurgusu Haklı mı?  
Raporun en önemli vurgularından birisi para politikasında 2014 başında atılan adımların doğru olduğu ama yetersiz kaldığı vurgusu. Yani IMF, yılın ilk ayında TCMB’nin politika faizini yüzde 4,50’den yüzde 10’a artırışını doğru buluyor ama halen reel faizin negatif olduğunu ve bunun pozitife getirilmesini öneriyor. Şimdi kısaca bunu irdeleyelim.

Bugün banka mevduat faizleri (vergi sonrası net nominal faiz olarak) yüzde 8 dolayında bulunuyor. Bir yıl sonrası için beklenen enflasyon ise (TCMB’nin beklenti anketinde piyasa beklentisi olarak çıkan son veri) yüzde 7,5. Buna göre reel faiz % 0,46 olarak bulunuyor. Yani TCMB anketini esas alırsak ortada yarım puan dolayında bir reel faiz söz konusu. Bu reel faiz hesabı Türk tasarruf sahipleri için geçerli. TL’nin değerinin bir yıl boyunca değişmediğini varsayarak hesabı mesela Amerikalı için yapar ve ABD’deki enflasyonun Fed’in hedefine uygun olarak bir yıl sonra yüzde 2 olacağını kabul edersek Amerikalı bir yatırımcının Türkiye’den elde edeceği reel faiz yüzde 5,9 çıkıyor. Bu oran TL’nin yıl boyunca normal oranlardaki değer kayıplarını bile telafi edecek kadar yüksek bir oran. 

Gelir Dağılımında Son Durumumuz

16:57 Posted by Hacker62 , No comments
Tl
Gelir dağılımı araştırmaları, bir ekonomide yaratılan gelirin nasıl paylaşıldığını analiz etmek amacıyla birkaç şekilde yapılıyor. En çok kullanılanları kişisel gelir dağılımı analizi ve fonksiyonel gelir dağılımı analizi. Bir ekonomide yaratılan gelirin, o ekonomideki kişiler arasında ne şekilde dağıldığını ortaya koyan değerlendirmeye kişisel gelir dağılımı analizi deniyor. Gelir dağılımı analizleri fonksiyonel olarak yapıldığında; ücret, faiz, rant, kar gibi üretim faktörlerinin yaratılan gelirden ne kadar pay aldığını ölçmek mümkün olabiliyor. Toplumun daha çok ilgisini çeken konu kişisel gelir dağılımı.


Teorik bilgi
Gelir dağılımı eşitliğini ölçmek için kullanılan araçlar içinde en yaygın kullanılanı Gini katsayısıdır. Bir kare çizerek dikey eksene yüzde 10 ya da 20’lik bölümler halinde GSYH’dan alınan payları birikimli olarak, yatay eksene de yine yüzde 20’lik paylar halinde nüfusu birikimli olarak yerleştirelim. Her bir yüzde 20’lik nüfus payının gelirden ne kadar pay aldığını bu eksenlerin arasında kalan alanda işaretlersek karşımıza bir eğri çıkar. Buna Lorenz Eğrisi adını veriyoruz. Karenin köşegen çizgisine mutlak eşitlik çizgisi diyoruz. Yani bütün işaretlerimiz bu çizginin üzerine gelirse o toplumda gelir dağılımı eşittir. Lorenz eğrisi mutlak eşitlik çizgisinden ne kadar uzaklaşıyorsa gelir dağılımı o kadar bozuluyor demektir. Aşağıdaki şekilde hayali bir ülke için çizilmiş bir Lorenz eğrisi yer alıyor. Lorenz eğrisi ile mutlak eşitlik çizgisi arasında kalan alanın büyüklüğünü (şekilde A alanı) mutlak eşitlik çizgisinin altında kalan alanın tamamına (şekilde A + B alanı) bölersek karşımıza bir oran çıkar. Buna Gini Katsayısı diyoruz. Eğer gelir dağılımı tam anlamıyla eşitse, yani bütün değerler mutlak eşitlik çizgisi üzerindeyse o zaman Gini katsayısı sıfır çıkacak demektir. Gini katsayısı sıfır ile bir arasında değişen bir katsayıdır ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliğinin, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin arttığını gösterir.

Türkiye Pratiği
TÜİK hafta başında 2013 yılı için yaptığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Açıklama sonuçlarına ilişkin tabloyu ve bu tabloya göre ortaya çıkan Lorenz eğrisini aşağıya aynen alıyorum.

Tablo: Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelire göre sıralı yüzde 20’lik gruplar, 2012-2013


Sonuç
Tablodan görüleceği üzere gelir eşitsizliğini ölçen Gini katsayısı 2013 yılında 0,400 olarak çıkmıştır. Gini katsayısı, 2010 yılında 0,402, 2011 yılında 0,404, 2012 yılında 0,402 idi. Yani son dört yılda gelir dağılımında üzerinde durulabilecek bir değişme yok (kötü haber.)

Araştırmanın ortaya koyduğu iki sonuca daha dikkat çekmek gerekir: Dört yıllık panel verilerine dayanılarak yapılan hesaplamalar sürekli yoksulluk riski altında bulunanların oranının bir önceki yıla göre yüzde 16’dan yüzde 13’e düştüğünü gösteriyor (iyi haber.) Toplam gelirler içinde en yüksek pay maaş ve ücret gelirlerine (yüzde 48,3) ait bulunuyor (kimine göre iyi, kimine göre kötü haber.)  

Ek: Dünyadan Gini Katsayısı Örnekleri (2013, Kaynak: Human Development Report)

Ülke
Gini Katsayısı
İsveç
0,250
Norveç
0,258
Slovakya
0,260
Finlandiya
0,269
Romanya
0,274
Bulgaristan
0,282
Almanya
0,283
Macaristan
0,312
Polonya
0,327
Belçika
0,330
Hindistan
0,339
Yunanistan
0,343
İngiltere
0,360
ABD
0,408
Fas
0,409
Çin
0,421
Arjantin
0,445
Brezilya
0,547
Güney Afrika
0,631

Ortodoks ve Heterodoks Ekonomi Politikaları

16:37 Posted by Hacker62 , , , , No comments
Ekonomi politikası uygulamalarını yaklaşım biçimi bakımından ikiye ayırmak mümkün: Ortodoks politikalar, heterodoks politikalar.

Dinsel anlamlarını bir yana bırakırsak Ortodoks, Yunanca orthos (doğru) ve doxa (inanç, öğreti) sözcüklerinden oluşan doğru inanç anlamına gelen bir sözcüktür. Ekonomi alanında geleneklere, genel kabul görmüş görüşlere bağlı olan uygulamalara denir. Genel kabul görmüş uygulamalardan oluşan ekonomi politikasına da Ortodoks ekonomi politikası adı verilir. Heterodoks, Yunanca heteros (farklı) ve doxa sözcüklerinden türetilmiş ve farklı inanç anlamına gelen bir sözcüktür. Ekonomi alanında geleneksel görüşlerin ve yaklaşımların dışındaki uygulamaları adlandırmak için kullanılır.

Ortodoks ekonomi politikası:
(1) Maliye politikası
            (a) Vergi politikası (vergiler yoluyla ekonomik aktiviteyi etkilemek)
            (b) Harcamalar politikası (kamu harcamaları yoluyla talep yaratmak ya da daraltmak.)  
            (c) Borçlanma politikası (kamu borçlanması yoluyla ekonomideki likiditeyi etkilemek.)
            (d) Diğer alt politikalar
(i) Teşvik politikası (vergi teşvikleri vererek yatırımları etkilemek, yönlendirmek.)
(ii) Destekleme politikası (bazı ürünleri kamu kesimi adına satın alarak üreticiye destek vermek. Subvansiyon politikası da deniyor.)  
(2) Dışticaret politikası
            (a) İhracat politikası
            (i) İadeler (ihracat yapanlara vergi iadesi uygulanması.)
            (ii) Primler ve destekler (ihracat yapanlara prim ödenmesi.)  
            (iii) Diğerleri (ucuz girdi desteği gibi.
(b) İthalat politikası
            (i) Gümrük tarifeleri (gümrük vergilerinin artırılması ya da indirilmesi yoluyla ithalatın denetimi.)
                        (ii) Kotalar (ithal edilecek mallara miktar sınırlaması konularak ithalatın denetlenmesi.)
                        (iii) Diğerleri (dengeleyici vergi uygulaması gibi.)
(3) Para politikası
            (a) Dolaysız politika araçları
                        (i) Kredi tavanı (kredilere belirli bir miktar ya da oran tavanı konulması.)
                        (ii) Faiz tespiti (piyasada uygulanacak faizler için kamu otoritesince belirleme yapılması.)
                        (iii) Diğerleri (farklı faiz uygulamaları gibi.)
            (b) Dolaylı para politikası araçları
(i) Açık piyasa işlemleri (merkez bankasının senet alarak ya da satarak piyasaya likidite vermesi ya da piyasadan likidite çekmesi.)
                        (ii) Faiz politikası (merkez bankasının kendi uyguladığı faiz oranlarını değiştirerek piyasadaki faizleri, etkilemesi.)
                        (iii) Karşılıklar politikası (merkez bankasının banka kaynaklarının bir bölümünü ihtiyat amacıyla alması.)
            (c) Kur politikası
                        (i) Sabit kur (merkez bankası tarafından döviz kurlarının ilan edilmesi ve piyasada bu kurun uygulanması hali.)
                        (ii) Dalgalı kurda müdahale (kurun piyasada belirlendiği durumda merkez bankasının çeşitli araçlarla kuru yönlendirmesi ve düzeyini belirlemesi hali.)

Heterodoks ekonomi politikası
(1) Gelirler politikası
            (a) Ücretlerin sabitlenmesi (dondurulması)
            (b) Fiyatların sabitlenmesi
            (c) Diğer sabitlemeler 
(2) Dış ticarette genel kabulün dışındaki uygulamalar
(a) Damping (pazarları ele geçirmek amacıyla maliyetin altında fiyatlarla malların ihraç edilmesi.)
(b) Tarife dışı engeller (gümrük vergisi, kota gibi önlemler dışındaki uygulamalarla ithalatın zorlaştırılması.)

(Ayrıntıları bu blogdaki bazı yazılarımda ya da Ercan Kumcu ile birlikte yazdığımız Ekonomi Politikası adlı kitapta bulmak mümkün olduğu için burada değinerek geçiyorum.)

Heterodoks ekonomi politikası üzerinde biraz durmakta yarar var. Genellikle gelirler politikası (incomes policy) adından dolayı vergi politikasıyla karıştırılır. Oysa buradaki gelirler politikasından kastedilen şey gelirlerin dondurulmasıdır. Ekonomideki enflasyonist baskıları önlemek amacıyla ücretler belirli bir süre için ya da süre verilmeksizin dondurulur. Buradan güdülen amaç gelir – fiyat çekişmesini kırmak ve enflasyonu denetim altına almaktır. Bu uygulamaya çoğu kez fiyatların, faizlerin, kiraların dondurulması da eşlik eder. Böylece toplumda belirli bir süre hiçbir fiyat ve ücret artmadığında enflasyonist baskının kırılacağı düşünülür.

Heterodoks ekonomi politikası dünyada en çok başta Brezilya ve Arjantin olmak üzere Güney Amerika ülkelerinde uygulanmış ve başarıya ulaşamamıştır. Kısa süreli başarılar söz konusu olsa da işin temeline inilerek getirilecek çözümlerin yerini bu uygulamalar alamamıştır. Bunun temel nedeni süre uzadıkça karaborsanın, el altından yapılan ödemelerin ortaya çıkmasıdır. Bu uygulamalar dönem dönem geçmişte Türkiye’de de uygulanmış ancak geçici bir takım düzeltmeler dışında kalıcı sonuçlar verememiştir.

Yukarıda sıralama yaparken damping ve tarife dışı engelleri de heterodoks politikalar arasında saydım. Bu konu tartışmalıdır. Bu ikisini bu kategoriye koymamın nedeni ikisinin de genel kabul görmüş uygulamalar olmamasındandır.  

Bu açıklamalar ve sınıflandırmalar sonrasında soru şudur: TCMB’nin uyguladığı rezerv opsiyon katsayısına  (ROK) dayalı zorunlu karşılıklar uygulaması hangi kategoriye girer? Benim yanıtım bu uygulamanın heterodoks politika uygulamaları arasına gireceğidir.